Veremin yalnızca akciğerlere odaklanmadığını, kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine taşınabileceğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Verem olarak bilinen tüberkülozun, özellikle erken evrelerde Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları (ÜSYE) ve grip ile karışabileceğini, bu benzerliğin tanı sürecini olumsuz yönde etkileyebildiğini belirtti.
Mycobacterium tuberculosis adı verilen verem basiliyle oluşan bu kronik enfeksiyon, dış ortama dayanıklı ve yavaş çoğalan bir bakteri olması nedeniyle bulaşıcıdır ve tedavi edilmediğinde ölümcül olabilir. Karadağ, halk arasında sinsi ilerlediği ve vücudu zayıflattığı için bazen “ince hastalık” olarak da adlandırıldığını söyledi. Hastaların yaklaşık %80’inin akciğerler etkilenirken, bakteri kan ve lenf yoluyla omurga, böbrek, beyin zarı, kemikler ve lenf bezleri gibi diğer bölgelerde de yayılabilir.
Özellikle Bursa gibi nemli bölgelerde kış aylarında hava kirliliğinin etkisiyle, öksürük, halsizlik ve hafif ateş gibi belirtiler sıkça maskelenebiliyor. Karadağ’a göre, bu belirtiler 2 haftadan uzun sürüyorsa bir an önce tıbbi yardım almak önemlidir. Bursa’nın tedavi takip oranında yaklaşık %95’lik başarı gösterdiğini belirten uzman, Türkiye’nin genelinde de Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı sayesinde vaka sayılarında dikkat çekici bir düşüş olduğunu vurguladı.
Uluslararası veriler, 2025 yılı için veremin bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanan ölümler sıralamasında yeniden ilk sıraya çıkabileceğini gösteriyor. Yılda yaklaşık 10,7 milyon yeni vaka ve 1,2 milyon ölüm kaydı söz konusu. Pandemi sonrası COVID-19’un etkisi nedeniyle mücadelede yaklaşık 8 yıllık bir gerileme yaşanmış, 2026 bu kaybı telafi etmek için bir “Hızlanma Yılı” olarak ilan edilmiştir. Türkiye, vaka sayılarında 2005’te 20 binden fazlayken günümüzde 9.000–9.500 aralığına gerilemiş durumda. İnsidans hızı 100 bin kişide 10,3’e düşerek ülkeyi elimine hedefi yakınlaştırıyor. Sanayi ve yoğun nüfus açısından kritik Bursa’da ise yıllık kayıtlı hasta sayısı 350–400 aralığında seyrediyor ve ülke genelinde yüksek tedavi takip başarısı sergileniyor.
İlaç dirençli verem gibi güçlü ve maliyetli bir tabloya yol açmamak için dikkat edilmesi gereken adımlar arasında, iki haftadan uzun süren öksürük, gece terlemesi, inatçı ateş, iştahsızlık ve hızlı kilo kaybı gibi belirtilerde en kısa sürede Aile Sağlığı Merkezlerine başvurmak yer alır. Tanı konulduğunda veya kuvvetli şüphe oluştuğunda Verem Savaş Dispanserlerine yönlendirilerek tedavinin yönetilmesi gerekir. Tedavide kullanılan ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından hastalara ulaştırılır ve ilaç temini bu merkezlerden sağlanır. Verem teşhisi konulan bir hasta, tedaviye başladıktan sonra 2–3 hafta içinde bulaştırıcılığını kaybeder; ancak tam iyileşme için en az 6–9 ay boyunca düzenli bir şekilde ilaçların alınması şarttır. Tedavinin yarım bırakılması, “İlaç Dirençli Verem” gibi çok daha güç ve maliyetli durumlara yol açabilir.