Bir baba ocağı olan Garipçe’de başlayan çocukluk, Bayraktar için balıkçı bir dedenin torunluğundan havacılığa uzanan heyecanlı bir serüvene dönüştü. İlk balık tutma deneyimi küçük yaşlarda gerçekleşti ve motor bakımı, tamir işleriyle başlayan öğrenme süreci, ailesini tekneyle gezdirmekle pekişti. 10 yaşındayken kaptan gibiydim ifadeleriyle kendi küçüklüğünü özetledi.

Garipçe ile olan bağı, aile mezarları ve vefat eden babası Özdemir Bayraktar’ın kabri nedeniyle sürüyor. Bayraktar, bu bölgenin onun için son istirahatgah yeri olduğunu da ekliyor. Ders çalışmasına destek olan annesi sayesinde Robert Koleji’ne adım attıyor; ancak babasının hatırlattığı “Batı’nın Amerika’nın devşirme mektebi” gibi uyarılarıyla bu yolun kolay olmadığını biliyordu.

Türkiye’nin köklü bir mirasına sahip olduğunu söyleyen Bayraktar, bu ülkede bulunduğu konumu Türkiye’nin evladı olarak niteliyor. Kendini Türk Müslüman Selçuk Bayraktar diye tanımlarken, Selahaddin Eyyubi’nin torunu, Fatih Sultan Mehmet’in torunu gibi Osmanlı-İslam mirasına atıf yapıyor; Eyüp Sultan’ın da bu bağın bir parçası olduğunu belirtiyor.
