İstanbul Şehir Tiyatroları, sürdürülebilir bir dünya ve barış odaklı bir sezona giriş yaparken perdelerini tekrar aralıyor. Gelenekten gelen ilk kadın genel sanat yönetmeni Ayşegül İşsever ile sezonun dinamiklerini ve repertuvar seçimini konuştuk. – İstanbul Şehir Tiyatrosu yeni sezonu kaç yeni oyun ile karşılıyor? Hatırlanacağı üzere göreve geldiğimde iki yıllık plan çerçevesinde “İstanbul Klasiklerle Buluşuyor” dediğimiz repertuvarı kamuoyuna duyurmuştuk. Bu yıl da aynı temayla ilerleyerek, geçtiğimiz sezondan miras kaldığımız barış temasını sürdürdük ve repertuvarımızı güçlendirdik. Yeni sezonda, bu tema doğrultusunda çeşitli oyunlar ve bir dizi ilave yapımla sahnelenmeye hazırlanıyor. Barış vizyonumuzun merkezinde, Dürrenmatt’ın Yaşlı Bayanın Ziyareti’nin “Bir Ziyaret” adıyla sahneye taşınmasıyla açılan ikinci sezon, seyirciyle buluşmaya ready.
– Ana tema ve repertuvar arasındaki bağı nasıl kurdunuz? Tema barış olduğundan hareketle, repertuvar çeşitliliğini bu temel etrafında şekillendirdik. Oyunlarımız, adalet arayışını ve toplumsal barışın kırılganlığını, kasaba Güllen’e gelen Claire’in bakış açısıyla işlerken Gazze’deki insani trajediyi de hatırlatıyor. Güllen’in hayaliyle Gazze’nin güncel gerçekliği arasında kurduğumuz bağ, seyircinin kalbinde yankı buluyor.
– Repertuvar hazırlarken nelere dikkat ediyorsunuz? Klasikler ile barış teması arasındaki dengeyi koruyarak, hem dönemin gereklerini hem de evrensel değerleri göz önünde bulunduruyoruz. Seyircimizle kurduğumuz özel bağ, biletlerin dakikalar içinde tükenmesini sağlayan güçlü bir göstergedir. 111. yaşını kutlayan bir kurumsallık olarak, insana, hayata ve topluma yönelik bir bakışla hareket ediyor; farklı disiplinlerden ilham alıp sürekli araştırıyor, gözlemliyor ve sürdürmenin yollarını arıyoruz. İNSANİ DUYARLILIK bu sezonun da merkezi olarak vurgulanıyor.
– Yeni atölyeler, çalışmalar ve hedeflerden bahseder misiniz? Oyun sahnelemenin ötesinde, çocuklar ve gençlerle buluşmayı esas alıyoruz. Çocuk Şenliği ve Genç Günler kapsamında düzenlediğimiz atölyeler ve söyleşiler, karşılıklı fayda sağlayan diyaloglara kapı aralıyor. Bu yaklaşım, yarının sahnelerinin gençler tarafından zenginleştirilmesini hedefliyor. Çocuk Eğitim Birimimiz, yetenekli çocuklara iki yıllık nitelikli bir eğitim sunuyor. ‘TİYATROYA İLGİ ARTTI’
– Sizce ekonomik kriz tiyatroyu nasıl etkiledi? Pandemi sonrası tiyatrolar, krizin doğrudan etkisini minimumda tutan bir dayanışma içinde büyüdü. Özellikle büyük kadrolu yapımlar, kalabalık seyirci kitlelerini çekti ve bu durum yerli ve yabancı repertuarımızın talebini güçlendirdi. Dengenin korunması adına uygun fiyat politikası ve yerel yönetim desteğiyle, iki yeni oyun dışında sahne malzemeleri depomuzdaki kaynaklarla üretimimizi sürdürdük. Bu yaklaşım, nitelikli sanatı geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturmaya odaklanıyor.
İstanbul Şehir Tiyatroları, sürdürülebilir bir dünya ve barış odaklı bir sezona giriş yaparken perdelerini tekrar aralıyor. Gelenekten gelen ilk kadın genel sanat yönetmeni Ayşegül İşsever ile sezonun dinamiklerini ve repertuvar seçimini konuştuk. – İstanbul Şehir Tiyatrosu yeni sezonu kaç yeni oyun ile karşılıyor? Hatırlanacağı üzere göreve geldiğimde iki yıllık plan çerçevesinde “İstanbul Klasiklerle Buluşuyor” dediğimiz repertuvarı kamuoyuna duyurmuştuk. Bu yıl da aynı temayla ilerleyerek, geçtiğimiz sezondan miras kaldığımız barış temasını sürdürdük ve repertuvarımızı güçlendirdik. Yeni sezonda, bu tema doğrultusunda çeşitli oyunlar ve bir dizi ilave yapımla sahnelenmeye hazırlanıyor. Barış vizyonumuzun merkezinde, Dürrenmatt’ın Yaşlı Bayanın Ziyareti’nin “Bir Ziyaret” adıyla sahneye taşınmasıyla açılan ikinci sezon, seyirciyle buluşmaya hazır.
– Ana tema ve repertuvar arasındaki bağı nasıl kurdunuz? Tema barış olduğundan hareketle, repertuvar çeşitliliğini bu temel etrafında şekillendirdik. Oyunlarımız, adalet arayışını ve toplumsal barışın kırılganlığını, kasaba Güllen’e gelen Claire’in bakış açısıyla işlerken Gazze’deki insani trajediyi de hatırlatıyor. Güllen’in hayaliyle Gazze’nin güncel gerçekliği arasında kurduğumuz bağ, seyircinin kalbinde yankı buluyor.
– Repertuvar hazırlarken nelere dikkat ediyorsunuz? Klasikler ile barış teması arasındaki dengeyi koruyarak, hem dönemin gereklerini hem de evrensel değerleri göz önünde bulunduruyoruz. Seyircimizle kurduğumuz özel bağ, biletlerin dakikalar içinde tükenmesini sağlayan güçlü bir göstergedir. 111. yaşını kutlayan bir kurumsallık olarak, insana, hayata ve topluma yönelik bir bakışla hareket ediyor; farklı disiplinlerden ilham alıp sürekli araştırıyor, gözlemliyor ve sürdürmenin yollarını arıyoruz. İNSANİ DUYARLILIK bu sezonun da merkezi olarak vurgulanıyor.
– Yeni atölyeler, çalışmalar ve hedeflerden bahseder misiniz? Oyun sahnelemenin ötesinde, çocuklar ve gençlerle buluşmayı esas alıyoruz. Çocuk Şenliği ve Genç Günler kapsamında düzenlediğimiz atölyeler ve söyleşiler, karşılıklı fayda sağlayan diyaloglara kapı aralıyor. Bu yaklaşım, yarının sahnelerinin gençler tarafından zenginleştirilmesini hedefliyor. Çocuk Eğitim Birimimiz, yetenekli çocuklara iki yıllık nitelikli bir eğitim sunuyor. ‘TİYATROYA İLGİ ARTTI’
– Sizce ekonomik kriz tiyatroyu nasıl etkiledi? Pandemi sonrası tiyatrolar, krizin doğrudan etkisini minimumda tutan bir dayanışma içinde büyüdü. Özellikle büyük kadrolu yapımlar, kalabalık seyirci kitlelerini çekti ve bu durum yerli ve yabancı repertuarımızın talebini güçlendirdi. Dengenin korunması adına uygun fiyat politikası ve yerel yönetim desteğiyle, iki yeni oyun dışında sahne malzemeleri depomuzdaki kaynaklarla üretimimizi sürdürdük. Bu yaklaşım, nitelikli sanatı geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturmaya odaklanıyor.