1. Haberler
  2. Sanattan
  3. Çankaya’da Rengin Hafızası ve Fırçanın Ruhu: İbrahim Çallı’nın Eserleri Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde

Çankaya’da Rengin Hafızası ve Fırçanın Ruhu: İbrahim Çallı’nın Eserleri Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde

featured

Girişin hemen ötesinde, sergi salonu henüz bir prova alanı gibi; yeni asılan tuvallerin kokusu havayı sarmalıyor, yerlerde duran sandalyeler ve henüz tam oturmamış spot ışıkları mekâna yayılan bir hazırlık hissi yaratıyor. Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin koridorlarında ilerlerken karşımı bulan cümle, İbrahim Çallı’nın yaşamına dair bir iç yolculuğa dönüşüyor: “Hayat kâfi gelmiyor, çok kısa sanat için.”

İBRAHİM ÇALLI’NIN RENGİ adıyla başlayan söylem, sadece bir ressamın kişisel serzenişini değil, aynı kuşağın resimle kurduğu ilişkinin kısa bir manifestosu adeta. 1914 Kuşağı’nın öne çıkan figürü olan Çallı, Sanayi-i Nefise Mektebi’nden Paris’e uzanan eğitim yolculuğunda, empresyonizmin ışık arayışını kendi coğrafyasının tonlarıyla yakınlaştırdı. Resmin tek bir amaçla sınırlı olmadığını, ışığın peşinden gidip hayatın merkezine odaklanan bir ressam portresiyle gördüğümüzü anlıyoruz: ne akademik katılık, ne de kontrolsüz fırça darbeleri; sadece anın soluk alıp verebilmesi için, hayatın ışığında kaybolan anları yakalamak.

SERGİ: RENGİN HAFIZASI, FIRÇANIN RUHU başlığı altında sergilenen işler, bir yandan tablo yüzeyindeki canlılığı ve tek tek ayrıntıların önemini hatırlatıyor. Fikir orada: bir elin masaya bırakılış biçimi, bir bakışın doğrudan izleyiciye yönelimi ve belki de omuzun hafif eğilişi, tüm bunlar, o ana sinmiş duyguyu yakalamanın araçları. “Hayat kâfi gelmiyor, çok kısa sanat için” sözünde saklı olan anlam belki de budur; hayat hızla akar, fakat fırça ile tutulabildiği kadarını yakalamak, gerisini renge emanet etmek.

Bu bağlamda 2‑31 Aralık 2025 tarihleri arasındaki sergi, yalnızca bir retrospektif değil, dönemin nabzını tutan bir portre olarak karşımıza çıkıyor. Salonlar, Çallı’nın portreleri ve figürlü kompozisyonları, peyzajlar ile natürmortların sessiz yükselişine tanık ediyor; Üsküdar’dan Boğaz’a, Adalar’ın siluetinden adanın rüzgârına uzanan bir yolculuk sanki izleyiciyi yeni bir mekânda karşılıyor. Zamanla şekillenen mekânlarda, Çallı ve dostlarının atölye kareleriyle serginin gücü güçleniyor; renk, ışık ve yaşam arasındaki ilişki daha da derinleşiyor.

‘ADADA SOHBET’: CUMHURİYET’İN YENİ YÜZÜ SERGİNİN en dikkat çekici parçalarından biri, denizle ağaç gövdelerinin arasından yükselen bir masa ve etrafında oturan iki kadının bulunduğu tablo. Bu eser, koleksiyoncu Mustafa Taviloğlu’nun ödünç verdiği bir sürpriz olarak parlıyor ve kamusal bir alanda izlenebilmenin ayrıcalığını taşıyor.

KURUCU KADRONUN PORTRELERİ bölümü, genç Cumhuriyet’in kurucu kadrosunu bir araya getiren portrelerle öne çıkıyor. Merkezde yer alan Atatürk portresi (1937), siyah frak ve beyaz yelek ile koltuğuna yaslanmış bir figürü betimlerken, yüz ifadesinin kararlılığı izleyicinin üzerinde doğrudan bir etki bırakıyor. Onun hemen yanında İnönü’nün portresi, daha küçük ölçekli bir kompozisyonla dengeleniyor; açık zemin ve sade kıyıkle duran bu portre, hafifçe yana bakışla sakin bir duruş sergiliyor. Üçlemeyi tamamlayan Yunus Nadi portresi ise yalnızca bir gazeteci olarak değil, söz ve kamuoyunun kurucu yüzü olarak da karşımıza çıkıyor. Bu üçlü, Çallı’nın fırçasıyla Cumhuriyet tarihinin görsel bir notunu oluşturuyor ve izleyiciyi tarihsel bir söyleme davet ediyor.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsiniz

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırmayın ve ücretsiz e-posta aboneliğinizi hemen başlatın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haber Dönüşüm ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin