Bir grup Evanjelik Hristiyan için inanç, Hz. İsa ile kurulan kişisel bir bağ anlamına geliyor. ABD kökenli Just Like Me şirketi, bu bağa yeni bir katman ekleyerek kullanıcılarına yapay zeka destekli bir İsa avatarıyla görüntülü sohbet imkanı sunuyor. Avatarlar, konuşmalar boyunca ağız hareketleriyle uyum sağlasa da bazı durumlarda bu uyum tam oturmuyor.
Sohbet botları, dünya dillerinde dua ve inançla yaşama dair teşvikler sunarken, inanç temelli yapay zekâ araçları giderek yaygınlaşıyor. AI Jesus ve OpenAI’ın Katolikler için ChatGPT gibi örnekler, dinî yapay zekâ alanında çeşitlilik yaratıyor. Ancak bu gelişmeler, inanç, otoriteler ve manevi rehberlikle olan ilişkileri tekrar düşünmeye vesile oluyor.
Tanımlayıcı kriterler öne süren Cameron Pak, bir uygulamanın kendisini yapay zeka olarak net biçimde belirtmesi ve kutsal metinleri tahrif etmemesi gerektiğini savunuyor. “Yapay zeka sizin için dua edemez, çünkü yapay zeka canlı değildir” diyen Pak, seçilmiş uygulamaları bir web sitesinde toplamaya çalışıyor. Yapay zekanın ihtiyaç duyduğu araçlar verildiğinde pek çok alanda yardımcı olabileceğini, fakat aynı zamanda tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini de ekliyor.
Zürih Üniversitesi’nden antropolog Beth Singler, bazı modellerin yanlış bilgi yayması ya da veri gizliliğini ihlal etme endişesiyle kapatılıp yeniden düzenlendiğini hatırlatıyor. Manevi sorular yalnızca bireyin inancını değil, toplumun dinle ilişkisinin nasıl şekilleneceğini de etkiliyor. Just Like Me kurucu ortağı Jeff Tinsley ve CEO Chris Breed, modellerinin Kral James İncili ve vaazlar üzerinde eğitildiğini söyledi; gençlere umut aşılamayı amaçlayan bir vizyonla hareket ediyorlar ve paketler ayda 45 dakika kullanım imkanı sunuyor.
Görüntülü avatarlar, bir yandan insanların kutsal kitapları keşfetmelerine yardımcı olmayı amaçlarken, diğer yandan yapay zekânın dini öğretileri nasıl yorumlayabileceği konusunda kaygıları da tetikliyor. Örneğin, bazı platformlar bu teknolojinin intihar vakalarıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle tartışmalara yol açtı. Longbeard adlı Roma merkezli şirket, Katolik dünyasının geleneksel bilgisini dijitalleştirmek üzere çalışırken, Magisterium AI gibi projeler Hristiyan rehberliğini dijital ortamda sunmayı amaçlıyor. Papa Leo XIV ise insan zekâsını övgüyle karşılıyor olsa da yapay zekânın insanlığın entelektüel ve ruhsal gelişimini nasıl etkilediğini tartışmaya devam ediyor.
Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı da fetvaların dijitalleşmesini ve yapay zekadan destek almayı değerlendiriyor. Ramazan ayında fetva süreçlerini hızlandırmayı hedefleyen bir yapay zeka botunun kurulların rehberliğinde çalıştığı belirtiliyor. Budizm dünyasında İranesevi bir yaklaşım söz konusu olsa da Kyoto Üniversitesi’nin BuddhaBot ile entegre edilmiş yeni sürümleri, din ve teknolojinin uyumlu bir şekilde yan yana yürüyebileceğini savunan düşünceleri de beraberinde getiriyor. Ancak Budist ruhani liderler ve araştırmacılar, yapay zekânın maneviyat üzerindeki etkisini ciddi şekilde incelemeye devam ediyor: “Çabanın ortadan kalkması riski, doğru uygulandığında bile tehlikeler barındırıyor.”
İnsani değerler ve etik sınırlar bağlamında bakıldığında, Emi Jido gibi projeler de “bir Zen öğretmeni cebinizde” fikrini hayata geçirirken, henüz halka açık olmayan çalışmalarla sınırları çiziyor. Lim, yapay zekanın potansiyelini heyecan verici bulsa da onu insan değerleriyle eğitmeyi ve insanların rehberliğine ihtiyaç duymayı savunuyor. Bu çerçevede, dinî içerikli yapay zekaların güvenli ve saygılı bir şekilde kullanılmasına dair tartışmalar, farklı inanç geleneklerinde de süregeliyor. Kyota Üniversitesi’nden Kumagai’nin ekibi BuddhaBot Plus ile Budist kutsal metinlerini temel alan bir yapay zeka geliştiriyor; ancak ritüeller için somut bir varlık yerine dijital bir rehber sunuluyor.
Doğu-Batı Merkezi’nin Doğu-İnsani Yapay Zeka Girişimi ise maneviyat ve yapay zeka arasındaki ilişkinin potansiyel faydalarının yanı sıra risklerini de tartışıyor. Bu alanda çalışmalar sürerken, dinin bu yeni teknolojik ortamında nasıl konumlanacağı konusunda dünyanın dört bir yanında farklı görüşler ortaya çıkıyor. Gelecek, dinî öğretileri koruyup güçlendiren, aynı zamanda hatalı bilgi ve manipülasyon risklerini azaltan dengeli çözümlerle şekillenecek gibi görünüyor.