1. Haberler
  2. Sanattan
  3. Karahantepe’de Günışığına Çıkan Yeni Heykeller ve Ritüel Alanları: Arkeolojinin Zihniyetinde Yeni Bir Ufuk

Karahantepe’de Günışığına Çıkan Yeni Heykeller ve Ritüel Alanları: Arkeolojinin Zihniyetinde Yeni Bir Ufuk

featured

Karahantepe kazılarının ışığında bölgenin neolitik döneme dair yenilikler gün yüzüne çıkıyor. Göbeklitepe ile Karahantepe arasındaki çalışmalar, Harran Ovası’nın doğusundaki Sefertepe, Karahantepe ve Harbetsuvan ile kuzeyde Göbeklitepe, doğuda Gürcütepe ve batıda Mendik gibi yerleşimlerin bir araya gelmesini sağlıyor. Araştırmaların gösterdiği üzere, bu alanlarda elde edilen tarihler, bölgedeki ilk toplulukların yaklaşık MÖ 9600’lerde ortaya çıktığını ve yaklaşık 1500 yıl boyunca varlığını sürdürdüğünü işaret ediyor. Başlangıçta avcı-toplayıcı yaşamını sürdürürken, zamanla hayvanları evcilleştirme ve tarıma yönelen üretici topluluklar ortaya çıktı; süreç, sadece büyük bir değiş. Gelecek dönemin de önünü açan bir ilerleyiş olarak karşımıza çıkıyor.

T biçimli heykeller ve bölgesel yayılım Taş Tepeler Projesi, Göbeklitepe’de gördüğümüz T biçimli dikilitaşlar ile karşılaşılan anıtsal yapıların ve insan ya da hayvan betimlemelerinin yalnızca bu bölgeyle sınırlı olmadığını, bölgede geniş bir alanda paylaşıldığını ortaya koyuyor. Gömütlerin artık Sefertepe ve Sayburç gibi yerleşimlerde daha iyi bilindiği, Çakmaktepe ve Mendik’in ise bölgede yerleşik toplulukların ilk örneklerini temsil ettiği belirtiliyor. Gürcütepe ise tarım toplumlarına geçişin izlerini yansıtıyor; eril sembollerin yerini kadın heykelciklerinin aldığı bir döneme işaret eden sonuçlar dikkat çekiyor. Bu bulgularla, Şanlıurfa Müzesi’ndeki neolitik çağ eserlerinin Türkçe-İngilizce ve İspanyolca kataloglar ile “Neolithic in Türkiye” adlı kitabın yayımlanması da bir arada değerlendiriliyor.

Geçen yıl dünyanın dört bir yanından bilim insanlarının katılımıyla gerçekleştirilen Dünya Neolitik Kongresi’nde Karahantepe’nin kısa sürede küresel alanda dikkat çekmesi, 5. Şangay Arkeoloji Forumu’nda bu projenin öne çıkan çalışmalarından biri olarak gösterilmesiyle pekişti.

Sivı ile ilgili bir ritüeli akla getirdi

Taş Tepeler’deki 5. yıl bilgilendirme toplantısında sergileye sunulan eserler arasında, Göbeklitepe’de bir duvarın içindeki adak niteliğindeki keşifler dikkat çekti. Sayburç’taki kaburgaları belirgin olan ve ağız-kaş bölgelerinde dikiş izleri taşıyan figür, ölümle kurulan ilişkiyi gün yüzüne çıkaran nadir örneklerden biri olarak öne çıktı. Karahantepe’de önceki keşiflerle 2,45 metre yüksekliğe ulaşan heykelin karşısında, genç bir bireyi yansıttığı düşünülen başka bir heykel de sergide yer aldı. Oturur pozisyonda, göğsünde kaburgalar belirgin olan ve fallusu tutan benzerleriyle kırılarak zemine bırakılan bir diğer heykel de bulundu. Ayrıca, bu yapı Karahantepe’nin mimarlık dehasını destekleyen net örneklerden biri olarak görüldü.

Dikkat çekici olan, yapının karşısında yer alan ve yarım ay biçimini andıran, üç basamaklı sekilerle zenginleştirilmiş mekanın daha önce bilinmeyen bir mimari formu yansıtmasıdır. Dikilitaşların simetrik yerleşimi ve geniş yassı taşlardan oluşan sekiler, toplulukların gruplanmış biçimde bulunabileceği bir mekân algısı yaratıyor. Bu mekânın bitişiğindeki dikdörtgen planlı yapı da açığa çıkarıldı; duvarları yaklaşık 3,5 metreye kadar korunmuş olan bu yapı, ortadaki büyük taş kap ile kaplanmış ve zemine doğru inen kanallı bir mekânsal düzeni gösteriyor. Bu bölümün içindeki ritüel, sıvı kullanımıyla bağlantılı olduğuna işaret ediyor.

Taş Tepeler sergisi sadece heykellerle sınırlı kalmıyor; sergideki pek çok obje, bölgenin sanatsal becerisinin ulaştığı düzeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu buluntular arasında boncuklar, kireçtaşından tasvirler, taş çubuklar, bezemeli bir kapı taşı ve taş kaplar gibi parçalar da bulunuyor, hepsi neolitik dönemin estetik ve ritüel söylemini zenginleştiriyor.

Üst düzey bir sistematikle yürütülen çalışmalar, Göbeklitepe ile Karahantepe arasındaki arkeolojik ağın derinleşmesini sağlıyor. Bu süreçte, Sefertepe, Karahantepe, Harbetsuvan gibi yerleşimlerin yanı sıra Gürcütepe ve Mendik gibi komşular da, bölgenin yerleşim haritasını genişletiyor. Bulgular, ilk toplulukların MÖ 9600’lerde ortaya çıktığını ve yaklaşık 1500 yıl süreyle bu topraklarda varlığını sürdürdüğünü destekliyor. Böylece tarıma dayalı üretici toplulukların, hayvan evcilleştirme adımlarıyla nasıl bir dönüşüm yaşadığını ve bu dönüşümün sonraki yüzyıllara damgasını vurduğunu anlamamıza yardımcı oluyor.

Projede simgesel öğeler ve yerleşim ağları Yaptıkları değerlendirme, Göbeklitepe’de gördüğümüz T biçimli dikilitaşların ve insan/ikili betimlemelerin bu bölgeye özgü olmadığını, geniş bir coğrafyada paylaşıldığını gösteriyor. Gömütler konusundaki anlayış da zamanla berraklaşıyor: Sefertepe ve Sayburç gibi yerleşmelerde daha ayrıntılı bilgi ediniliyor. Çakmaktepe ve Mendik ise bölgede en erken yerleşim modellerinin temellerini atıyor. Gürcütepe ise tarımsal toplumlara geçişin kritik bir temsilini sunuyor ve bu süreçte eril simgelerin yerini kadın figürlerinin aldığını gösteren ipuçları bulunuyor. Bu bağlamda, Şanlıurfa Müzesi’nin neolitik döneme ilişkin sanatsal eserleri Türkçe-İngilizce ve İspanyolca kataloglar ile desteklenirken, “Neolithic in Türkiye” adlı kitap da bölgenin dünya arkeolojisindeki görünürlüğünü artırdı.

Uluslararası bilim camiasının dikkatini çeken bulgular Geçen yıl gerçekleştirilen Dünya Neolitik Kongresi’nde ve 5. Şangay Arkeoloji Forumu’nda Karahantepe’nin öne çıkan projelerden biri olarak kabul edilmesi, çalışmanın küresel ölçekteki etkisini gösteriyor.

İncelemelerin sonuçları, sergi ortamında da kendini gösteriyor; Sergideki eserler arasında Göbeklitepe’nin duvarlarındaki adak niteliğindeki buluntular, Sayburç ve Karahantepe’deki heykeller, yer yer kırılarak zemine bırakılan parçalar ve yapısal mimarinin diğer örnekleri yer alıyor. Bu buluntular, neolitik dönemin ritüel ve toplumsal dinamiklerini daha iyi anlamamıza olanak tanıyor.

Proje kapsamındaki kazı ve sergiler, bölgenin tarihöncesi toplumlarına dair daha derin bir görünürlük sunuyor. Yerleşimler arasındaki ilişkilerin ve mimari tasarımların incelenmesi sayesinde, toplulukların evrimsel yolculuğu ve ritüeller arasındaki bağlar daha netleşiyor. Eserlerin ve buluntuların çok dilli kataloglarla sunulması, neolitik dönemin küresel erişimini güçlendiriyor.

Bu bulgular, 2025 yılında ortaya çıkan yeni verilerle birlikte, bölgenin erken tarım toplumlarına dair anlayışımızı zenginleştiriyor ve arkeoloji literatürüne değerli katkılar sağlıyor.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsiniz

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırmayın ve ücretsiz e-posta aboneliğinizi hemen başlatın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haber Dönüşüm ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin