1. Haberler
  2. Sanattan
  3. Selim Evci’nin Kaleminden “Savrulan Zaman”: İlişkilerin Derinliklerine Dair Düşünsel Bir Bakış

Selim Evci’nin Kaleminden “Savrulan Zaman”: İlişkilerin Derinliklerine Dair Düşünsel Bir Bakış

featured

Film ve Teması

“Savrulan Zaman”, uzun süredir ilişkilerde yaşanan kopuşların ardından hayatında yeni yön arayan Alper’in (Selim Evci) hikâyesini merkezine alarak, içsel hesaplaşma ve yeniden kendini keşfetme süreçlerini çarpıcı bir biçimde yansıtıyor. Film, bireysel ve toplumsal dinamikleri, aile, kadın-erkek, arkadaş ve iş ilişkileri üzerinden derinlemesine tartışmaya açıyor. Bu çerçevede, hem kadın hem de erkek bakış açısından empatiyi güçlendiren, klişeleri kıran bir anlatı dili benimseniyor. İranlı kurgu ustası Mastaneh Mohajer’in kurgu çalışmalarıyla şekillenen eser, 12. Boğaziçi Film Festivali’nde “En İyi Kurgu” ödülüne layık görülmüştür.

Film ve Teması

Yaratım Süreci ve Tematik Yaklaşım

-Savrulan Zaman, adını içerdiği ruhsal savrulma ve içsel tortuların dışa yansımasıyla veriyor. Peki, bu film nasıl şekillendi?

Güzel bir benzetme ile, yaşamın içimizde biriken tortuları, film yaparken de kendini gösteriyor. İnsan, en çok içselleştirdiği ve tecrübe ettiği konulara yönelirken kendini daha güvende hissediyor. Benim de geride bıraktığım gri ve savrulmuş bir evrenin yansıması bu film. Bu süreçte, kendi yaşamımdaki kırılmaları ve içsel dönüşümleri yansıtmaya çalıştım. -Son dönemde ilişkiler, sanatın ve toplumun en sıcak tartışma konularından biri olmaya devam ediyor. Filmde, evlenmemiş, toplumun nadir kabul ettiği bir orta sınıf erkeği olan Alper ve onun çevresinde gelişen ilişkiler ağına odaklanılıyor. Bu anlatının temelinde, toplum baskısının ve bireysel yalnızlığın iç içe geçtiği dinamikler yatıyor.

İlişkiler, hayatın merkezinde yer alıyor. Akşam eve geldiğinde, kapıyı kapatıp dış dünyadan uzaklaşmak, her zaman ideal bir durum olmasa da, ilişkiler insanın yaşamında 7/24 devam eden, sürekli bir varoluş biçimi. Bu nedenle, sanat ve edebiyat gibi tüm yaratıcı disiplinler de ilişki temasını temel alır. Günümüzde farkındalık seviyemizin yükselmesi, bu konudaki algıları da derinleştiriyor. Ancak, bu farkındalığın bir paradoksu da var; sürekli artan bilinç, bazen toplumsal ve bireysel dayatmalarla çatışmaya giriyor. Kendini birey olarak var etme ve yalnızlık tercihi ise, filmin ana alt temaları arasında yer alıyor. Bu noktada, yalnızlığı sadece erkeklerin tercihi gibi göstermenin klişe olduğunu vurgulamak isterim. Günümüzde kadınlar da yalnızlığı tercih edebiliyor ve bunu idealleştirebiliyor. Filmde, kadın karakterlerde de bu hisler mevcut. Asıl önemli olan, yalnızlığa ilişkin empatiyi geliştirmek ve klişeleri yıkmak.

Kurgu ve Sinematografik Yaklaşım

-Filmin hem karanlık hem de açık yönlerini, özellikle de dürüst ve samimi anlatımını nasıl kurdunuz?

Hayatın kendisi gibi, filmde de dürüstlük ve açıklık ön planda olmalı. Saklamanın ve uygun zamanda susmanın, hayatta pek karşılığı yok. Açıklık ve samimiyet, kısa vadeli negatif duygular yaratabilir; ancak uzun vadede güven inşa eder. İnsanlar içtenliği sezgisel olarak fark eder ve takdir eder. Karakterlerin zaaflarını ve içsel çatışmalarını ortaya koymak, onları kahramanlaştırmaktan çok, gerçeklik payını artırır. Eğer bu dengeyi gözetmezsek, karakterler birer mit haline gelir ve hayatın duygusal derinliği azalır.

İzleyici ve Temalar

-Filmde, hem kadın hem de erkeklerin ilişkilerdeki davranışlarını cesurca gözler önüne seriyorsunuz. Bu, izleyicide bazen dezavantajlar yaratabilir mi?

Aslında, bu detayların fark edilmesi beni mutlu ediyor. Çünkü hayat, küçük detaylar ve günlük yaşantıların iç içe geçişiyle şekillenir. Sinemanın büyük olaylara ihtiyacı olmadığını düşünüyorum; günlük yaşamın küçük kesitleri, derinlikli ve anlamlı anlatımlar sunabilir. Günümüz içerik platformlarının büyük, görkemli olaylara odaklanması ise bana göre, gerçek yaşamın doğasına pek uygun değil. Burada amaç, taraf olmak değil; insanların karmaşık ve çok katmanlı doğasını ortaya koymak.

Sınıf ve Toplumsal Yapılar

-Filmin sadece bireysel ilişkiler değil, aynı zamanda sınıf dinamiklerine de değindiğini fark ettim. Bu konu üzerine düşünceleriniz nedir?

Filmin bazı sahnelerinde, özellikle işçi-işveren ilişkisi ve sınıfsal farklılıklar ön plana çıkıyor. Bu meseleleri, anlatması zor olsa da, ilgimi çeken ve üzerine düşünmeye değer konular. İnsanlar arasındaki eşitsizlik ve güç dengeleri, sinemasal açıdan oldukça zengin ve karmaşık alanlar açıyor. Örneğin, işverenin otoritesi ve karşısındaki işçinin tutumu, kırılganlık ve mesafe duyguları, bu ilişkilerin psikolojisini derinlemesine irdelemeyi mümkün kılıyor.

Filmin Yapısal Özellikleri ve Gelişimi

-Filmin kısa oluşu ve anlatımın açıklığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu, “savrulan zaman” metaforuna nasıl hizmet ediyor?

Film aslında, üç bölümlük bir yapının ilk kısmını temsil ediyor. Bu bölümler, belki de ardışık izlendiğinde tek bir uzun film hissi uyandırabilir. Kısalık, bilinçli bir tercih değil, kurgu sürecinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. İranlı kurgu ustası Mastaneh Mohajer ile yoğun çalışmalardan sonra, kesimlerin fazlalığı ve sürenin biraz uzaması söz konusu oldu. Şu anda ikinci bölümü yazıyorum ve yeni hikâyem, küçük bir ailenin etrafında şekilleniyor. Bu yapı, zamanla bütünlüğü sağlayacak şekilde gelişecek.

Sanatçı ve Yaratıcı Kimlik

-Son olarak, filmdeki Alper karakteri sizin kendinizi yansıtıyor mu?

Biraz kendimden ve çevremdeki insanlardan esinlendim. Bu sorunun en politik yanıtı, biraz da bu karakterin benim tarafımdan yaratıldığını söyleyebilirim (gülüyor). Ancak, sınırları net çizmek yerine, sezgisel bir yaklaşım benimsemeye çalışıyorum. Sinema, benim için bir tür kolaj yapmak gibi; yaşamın içinden, sokaktan, duygulardan ve küçük anlardan derlenen parçaları bir araya getiriyorum. Bu nedenle, karakterler ve anlatım, doğrudan yaşamdan alınmış izlenimler ve gözlemlerle şekilleniyor.

Festivaller ve Sanat Dünyasındaki Yeri

-Akbank Kısa Film Festivali’nin onur konuğu Zeki Demirkubuz’du. Bu deneyim nasıl geçti?

Geçen yıl Nuri Bilge Ceylan’ı, bu yıl ise Zeki Demirkubuz’u ağırladık. Her ikisi de, sinema dünyasının ve sanatın yönünü belirleyen önemli ustalar. Onlarla gençlerle buluşmak, geleceğin sinemacılarının gelişimi adına büyük bir şans. Sanatın aktarımında ustalar ve mentörler arasındaki ilişki, bilgi ve tecrübenin nesiller arası aktarımını sağlar. Bu bağlamda, Abbas Kiyarüstemi’nin “Kanlı Altın” filminin senaryosunu Cafer Panahi’ye vermesi veya Carlos Reygadas’ın Amat Escalante’nin yapımcılığını üstlenmesi gibi örnekler, sanatın sürdürülebilirliği ve gelişimi adına büyük öneme sahip. Bu ilişkiler, hem bireysel hem de kolektif anlamda, sanatın ilerlemesine katkı sağlar.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsiniz

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırmayın ve ücretsiz e-posta aboneliğinizi hemen başlatın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haber Dönüşüm ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin