Çukurbostan Sarnıcı üzerinde yükselen Vefa Stadı için sürmekte olan yıkım çalışmaları, Bizans döneminden günümüze uzanan derin bir mirasla yüzleşmeyi beraberinde getiriyor. Aetios Sarnıcı olarak da bilinen bu tarihi sarnıç, Karagümrük Stadı olarak anılan alanın yeni stad projesiyle ilişkilendirilmesi nedeniyle geniş çaplı tartışmaları tetikliyor. Mimarlık alanında çalışan pek çok isim, özellikle sergilenebilir bir arkeolojik alanın ve çevresinin, mevcut inşaat ihtiyaçlarıyla dengelenmesi gerektiğini ifade ediyorlar.
Şahıslar ve kurumlar arasındaki iletişimde görülen kopukluklar, alanda arkeolojik değerlerle güncel kentsel talepler arasındaki gerilimi belirginleştiriyor. Şahin, İstanbul’un tarihi dokusunu koruma iddiasındaki karar ve uygulamaların, 5. yüzyıla ait bu önemli kültür varlığının üzerinde ağırlaşan baskıları nasıl yöneteceği konusundaki belirsizliği vurguluyor. Özellikle müze gereklilikleri ile kentsel yapılaşma ihtiyaçları arasındaki karşı karşıya gelen dengeler, alandaki çalışmaların akışını şekillendiriyor.
İcraat ve denetim ekseninde eleştiriler; ilgili kurumların tepki ve denetim mekanizmalarındaki yetersizlikleri işaret ediyor. Şahin, Şehir Plancıları ve Mimarlar Odası gibi meslek odalarının bu tür vahim durumlarda pasif kaldığını ifade ederek, İBB ve alan yönetimi otoritelerinin kararlarındaki tutarsızlıkları işaret ediyor. Ayrıca, arkeolojik veri üretimi ile inşaat şantiyelerinin birbirine karıştığı bu süreçte, bazı kararların alanın derin tarihine saygısızlık olarak görüldüğünü vurguluyor.
Betonarme kuşaklama ve koruma yaklaşımı konusunda ise Roma mimarisinin bu ölçekte korunmuş sarnıçlarından biri olan Aetius Sarnıcı’nın tüm duvarlarına yönelik planlanan müdahalelerin derin kaygılar uyandırdığı belirtiliyor. Arkeolojik değeri yüksek parsellerde bilimsel kazı ve veriye dayalı kararlar olmadan ağır inşaat çalışmaları yapılmasının, bölgenin tarihi dokusuna geri dönülmez zarar verebileceği konusunda uyarılar yükseliyor.
Kültürel sürdürülebilirlik ve gelecek nesiller için çağrılar, İstanbul’un mega kenti olma özelliğini korurken tarihsel alanların korunmasının da bir o kadar öncelikli olduğuna işaret ediyor. Şahin, kent yönetiminin koruma odaklı, bilimsel temelli ve çok katmanlı bir yaklaşımı zorunlu kıldığına dikkat çekiyor. Uluslararası ilkelere bağlılık ve yükümlülüklerin gereğini yerine getirmenin, ülkemizin temsilcileri ve kurumları için bir sorumluluk olduğuna vurgu yapıyor. ICOMOS Türkiye başta olmak üzere kurumların, uzmanların ve akademisyenlerin bu konudaki uyarılarıyla hareket etmesi gerektiğini belirtiyor.
“Şeffaflık eksikliği” gerekçesiyle Serkan Akın, yapımın devam ettiği alanda hafriyat çalışmalarının sürdüğünü ve bu süreçte mekansal şeffaflığın zayıf kaldığını dile getiriyor. 1987’den bugüne uzanan tescil süreçlerinde meydan gelen değişikliklerin, bugün projede görülen düzensiz birleşimlerle nasıl bir uyumsuzluk ortaya çıkardığını soruyor. 2020 ve 2025 yıllarındaki karar farkları, zemin altı uygulamalarının denetimdeki belirsizliklerle nasıl ilişkili olduğuna dair soruları çoğaltıyor. Bu tablo, toplumun ve ilgililerin dikkatini çekmekte ve karar süreçlerinin daha açık ve hesap verebilir bir zemine oturtulması gerektiğini gösteriyor.