p>ABD’nin S-400 kriziyle morfoloji kazanan savunma ilişkileri, teknoloji güvenliği ve siyasal tercihler üzerinden yeniden şekilleniyor. Washington ve Ankara arasındaki en kritik konulardan biri olan F-35 programına yeniden erişim meselesi, 2019’daki S-400 alımıyla birlikte yürürlükteki sınırlamaların gölgesinde tartışılıyor. NYT’nin beyanlarına göre Trump yönetimi, Kongre ve yasal engellerin üstesinden gelmeye yönelik yaklaşım farklılıkları içinde hareket ediyor; iki liderin bu konuyu mektuplaşma dışında resmi bir mecrada da ele alabileceği ileri sürülüyor. Ancak belgelenmiş kararlar henüz netleşmiş değil ve süreç, siyasi niyeti teknik otoritenin ötesine taşımaya çalışırken dengenin hangi yönde kayacağını belirsizliğini koruyor.
S-400 meselesi merkezde kalmaya devam ediyor. ABD, Rus yapımı bu hava savunma sistemiyle F-35 gibi ileri uçakların güvenliğini tehlikeye atabileceği kaygısını koruyor ve bu nedenle Congressional çerçeveyi elden bırakmıyor. Türkiye’nin S-400’leri elinde tutması, programın yeniden hayata dönmesini zora sokuyor; bu durum, savunma sanayi ortaklıkları ve tedarik zinciri açısından iki ülkenin ilişkilerini de sınırlıyor. Yetkililer arasındaki görüş ayrılıkları, bazılarınca siyasi niyet bildirilerinin ötesine geçebilecek geri planda bir uzlaşma arayışını işaret ediyor. Bu bağlamda Ankara ile Washington arasındaki üst düzey temasların içeriği, konunun yalnızca teknik bir program olmaktan çıkıp güvenlik mimarisine dair bir mesele olarak ele alınmasına yol açabilir.

Ankara zirvesinin rolü bu süreçte kritik bir göstergedir. NATO zirvesi için Türkiye’ye yönelik ziyaret, savunma harcamaları, Avrupa güvenliği ve Ukrayna durumu gibi konular yanında ikili savunma ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesi açısından da önemli bir platform sunuyor. Trump-Erdoğan görüşmesinin, F-35 konusundaki geleceğe dair sembolik bir yönlendirme ihtimali taşıması beklenir. Ancak mektuplar üzerinden yürüyen diplomatik iletişimin sadece siyasi bir niyet beyanı olarak kalması da mümkün. Bu durumda Kongre’nin onay mekanizmaları ve güvenlik sertifikasyon süreçleri, herhangi bir dönüş için belirleyici olmaya devam edecek.
Jet motoru satışında kaydedilen hareketler, normalleşmenin işareti olarak değerlendiriliyor. Türkiye’ye yönelik geniş ölçekli motor satışı için Kongre’ye yapılan bildirimler, savunma kanallarının yeniden çalıştığının sinyalini taşıyor. Buna karşılık, F-35 programına tam dönüşün, teknoloji güvenliği ve uyum konularındaki sıkı denetimler nedeniyle daha kapsamlı bir süreç gerektirdiği anlaşılıyor. ABD’de bazı yetkililer, Türkiye’nin F-35 programına yaklaşımını, Amerikan hukuku ve güvenlik kriterleri çerçevesinde yeniden düşünüyorlar.

Kongre’nin rolü ve güvenlik hassasiyetleri F-35 satışlarının önündeki temel engel, güvenlik endişeleridir. Rus sisteminin NATO’nun savunma mimarisiyle entegre edilmesi halinde olası riskler, Kongre’nin dikkatini uzun süre koruyacaktır. S-400’lerin tamamen devre dışı bırakılması ya da başka güvence mekanizmaları, ilerleme için olası adımlar arasında sayılabilir; ancak bu noktada kesin bir yol haritası henüz netleşmiş değildir. Diplomatik bir ara formül arayışı, iki tarafın da siyasi iradesini gösterebilse de, yasal çerçevenin aşılması tek başına mümkün değildir. Bu süreçte piyasa, savunma sanayi tedarik zinciri ve ittifak içi güvenlik dinamikleri bir arada değerlendiriliyor.
Normalleşme umutları ve riskler NYT’nin aktardığı yaklaşım, Türkiye’nin savunma sanayisi için yeni bir güvence ve işbirliği zemininin nasıl kurulabileceğine dair ipuçları taşıyor. Ankara-Washington hattında savunma kanallarının açılması, NATO içindeki koordinasyon için kıymetli olabilir; fakat S-400 meselesi tamamen çözümlenmeden F-35 konusunun tam bir dönüşü kolay görünmüyor. Bu nedenle Ankara’nın hava kuvvetleri modernizasyonu ve sanayi işbirlikleri açısından bu süreci dikkatli yürütmesi kritik. Öte yandan Washington için, Türkiye ile olan güvenlik ve politik ilişkilerin yeniden yapılandırılması, bölgesel güvenlik dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. F-35 bağlamında nihai karar, yalnızca teknik uygunluğa bağlı kalmayıp, Kongre’nin tutumu ve küresel güvenlik gündemindeki değişikliklerle şekillenecek bir süreç olarak kalıyor.

