Türkiye’nin ihracatında sanayi sektörlerinin yoğun katkısı sürüyor ve yeni raporlar bu dinamiği bir kez daha ortaya koyuyor. Küresel risk ortamı, faizdeki yüksek seviye ve korumacı eğilimlere rağmen Türkiye’nin ihracatı bir önceki yıla kıyasla %4,5 artarak 273,4 milyar dolar seviyesine ulaştı. Sanayi, ihracatın yaklaşık %82’sini oluşturarak ana sürükleyici rolünü güçlendirmeye devam ediyor. Özellikle otomotiv, kimyevi maddeler, elektrik-elektronik, hazır giyim ve konfeksiyon ile çelik sektörleri hacim açısından öne çıkan başlıklardan oldu. Savunma ve havacılık sektörü ise kaydedilen %48,8’lik yüksek artışla yüksek teknolojili ve stratejik alanlarda Türkiye’nin küresel görünürlüğünü pekiştirdiğini gösterdi.
Raporda ayrıca Avrupa’nın tedarik zincirlerindeki yakınlık avantajı konusuna vurgu yapılıyor. Küresel ticarette büyüme fırsatlarının Türkiye için daha görünür hale geldiğini dile getiren rapor, Avrupa pazarlarının Türkiye için kilit önem taşıdığını ifade ediyor. Buna karşılık, ihracatın yaklaşık %65’inin 20 ana pazarda yoğunlaştığına dikkat çekiliyor; bu durum kısa vadede avantaj sağlasa da orta ve uzun vadede talep dalgalanmaları, jeopolitik gelişmeler ve korumacılık riskleri nedeniyle kırılganlık oluşturabilir.
Türkiye-AB ilişkileri açısından bakıldığında, Türkiye’nin AB ile derin bir sanayi entegrasyonu bulunduğu ve ihracatın neredeyse yarısının AB ülkelerine yöneldiği, ancak ‘Made in Europe’ sürecinde otomatik olarak iç pazarla özdeşleştirilemeyen bir konumda olduğu belirtiliyor. Bu durum, bazı riskleri beraberinde getirirken önemli fırsatlar da sunuyor. En kritik risklerden biri, Çin ile aynı tedarikçi sepetinde değerlendirilme ve karbon düzenlemelerinin maliyet baskısı yaratması ihtimali olarak gösteriliyor.