ABD ile İsrail’in İran’a karşı sürdürdüğü operasyonlar, bölgesel çatışmaların derinleşmesine yol açarken enerji taşımacılığını da olumsuz etkiliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması enerjideki akışları bozarken, petrol fiyatları kısa vadede düşüş eğilimini yeniden kırpıyor; fakat artan endişeler piyasaları dengeli bir noktada tutamıyor. Savaşın gıda ve tarım sektörü üzerindeki baskısı, maliyetleri yukarı çekerken arz güvenliği konusunda da tedirginlik yaratıyor. Uzmanlar, özellikle gübreye olan erişimin zorlaşmasıyla tarımsal verimin risk altında olduğunu vurguluyor.

Gübreyle ilgili riskler Körfez bölgesi, yıllık yaklaşık 16 milyon ton üretimiyle gübre sektörünün merkezi konumunda. Aynı zamanda Çin ve Hindistan için kritik bir ticaret geçiş noktası olan bu rota, doğal gaz payının yüksek olması nedeniyle azotlu gübrelerin maliyetini doğrudan etkiliyor. Bu etkenler, tarladaki verim ve ürün fiyatlarını şekillendiren temel dinamikler olarak öne çıkıyor ve çiftçilerin hangi ürünleri ekecekleri konusunda kararlarını değiştirme potansiyeline sahip.

Arz ve lojistikteki belirsizlikler, Orta Doğu’da oluşan risklerin piyasaların tarım tarafındaki gelişmelere odaklanmasına yol açıyor. Ekonomik baskılar, ekim maliyetlerini yükseltebilecek potansiyele sahip ve uzmanlar stok yapmanın piyasa dengesini bozduğunu belirtiyor. Gübre kullanımı verimi artırırken maliyeti de artırıyor Tarımsal verimi yaklaşık %50 oranında yükselten gübre, üretim maliyetlerinin yaklaşık %15-20’sini oluşturuyor. Dünya genelinde hektar başına azotlu gübre tüketimi 180-200 kg bandında seyrederken, Türkiye için bu rakam toprak yapısına göre değişkenlik gösteriyor. Kıraç arazilerde 120-150 kg, sulak alanlarda ise 250 kg’ın üzerine çıkabiliyor.
Ülkeler bazında gübre tüketimi farklılık gösteriyor; Çin yoğun tarım nedeniyle 500 kg’a yaklaşan bir düzeye ulaşırken Hindistan yaklaşık 300 kg, Brezilya 350-500 kg aralığında seyrediyor. Dar alanda yoğun üretim yapan bazı ülkelerde ise bu miktar 1500 kg’a kadar çıkıyor. Türkiye’de yıllık yaklaşık 7 milyon ton gübre tüketiminin yarısından fazlası ithal yoluyla karşılanıyor ve en çok dışa bağımlı olunan ürün üre gübresi. İthalatın büyük kısmını Umman, Çin, Rusya, Mısır, Türkmenistan ve İran oluşturuyor.
Türkiye için risk ve fırsatlar Savaşın etkisiyle ilkbahar ekimlerinde stoklarda sıkıntı yaşanmaması, piyasaya yeterli ürün sunulmasıyla birlikte dışa bağımlı üretim yapısı sürüyor. Ancak ikinci hafta itibarıyla gübre arzında kesintiler ve artan enerji-nakliye maliyetleri iç piyasayı etkiliyor. İthal ham madde bağımlılığı nedeniyle gübre fiyatlarında ciddi artışlar gözlemleniyor ve bazı ürünlerde ton başına maliyetler belirgin biçimde yükseliyor. Analistler, Türkiye’nin enerji ve gübre akışında üstlendiği rolü güçlendirebileceğini öngörüyor.
İtalyan çiftçilerinden Protesto Milano’da 30 traktörle eyleme katılan yaklaşık bin çiftçi, enerji ve girdi maliyetlerindeki artışların tarım sektörünü nasıl etkilediğini gösterdi. Çiftçiler, güvence altında olan enerji piyasaları ve gübre fiyatlarındaki hızlı artış nedeniyle hükümetten tedbirler talep ediyorlar. Gübre fiyatları ve enerji maliyetlerindeki yükseliş enerji sigortası ve tarım girdileri üzerinde baskıyı artırıyor.
Petrol rezervleri ve piyasa hareketleri Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), petrol rezervlerinden 300-400 milyon varil salımını öneriyorken ilk ay için yaklaşık 100 milyon varilik bir salım öngörülüyor. Bu adımlar, artan petrol fiyatlarını dizginlemeyi hedefliyor. Gübre fiyatlarındaki dalgalanmalar ise piyasalarda özellikle üre ve diğer gübre türlerinde sert hareketlere yol açıyor; bazı gübrelerde fiyat artışları ton başına binlerce lira seviyesine ulaştı. Bu durum, tarımsal ürün desenlerini değiştirebilir ve bazı çiftçilerin maliyet baskısını hafifletmek için farklı ürünlere yönelmesine yol açabilir.