Enerji ve güvenlik politikalarının gölgesinde Türkiye, savunma sanayinde yakaladığı dönüşümle dikkat çekiyor. Eskiden çoğunlukla başkalarına ait sistemlerin üretimine odaklanan bir tablo artık geride kaldı; bugün Türk savunma sanayisi, küresel pazarda kendi tasarladığı çözümleri sunan bir konumda. Ülkede yıllık savunma ihracatı, bir zamanlar 240 milyon dolar düzeyindeyken, şimdi dünya sıralamasında ilk 10 içinde yer alıyor ve yıllık olarak 10 milyar doların üzerinde bir hacme ulaşıyor.
İktidar değişiminin ardından ortaya konan stratejiyle, yerli sistemlerin oranı belirgin biçimde artış gösterdi. Kara, hava, deniz ve uzay alanlarında kullanılan kritik altyapıları kendi imkanlarıyla geliştirme kapasitesi güçlendi; elektronik harp ve siber güvenlikte de küresel oyuncular arasına girdik. Antalya’dan Sivas’a uzanan yatırımlar, OSB’ler ve milli projeler ile savunma sanayi, artık bağımsız bir üretim zinciri kurmayı başardı.
Ülkenin savunma sanayinde izlediği yol, sadece teknik başarıları değil, aynı zamanda küresel etkinin güçlenmesini de simgeliyor. Türkiye’nin insansız hava araçları ve jet motorlu sistemler alanında elde ettiği konum, dünyada sınırlı sayıda ülkenin erişebildiği bir düzeyi işaret ediyor. Hava-havaya füze kapasitesi ve milli motor teknolojisiyle birlikte, şimdiye kadar dışa bağımlılığın en aza indirildiği bir dönem yaşıyoruz.
Ordu gücünün ekonomiyi destekleyen temel dinamiklerden biri olduğu gerçeği, siyasi dengelerin de ötesinde, diplomatik temsilciliklerin sayısında kendini gösteriyor. Türkiye, 257 farklı ülkede bulunan diplomatik temsilcilikleriyle küresel arenada üçüncü sıraya kadar yükselmiş durumda ve bu konumun daha da güçlenmesi bekleniyor. Kimsenin Türkiye’ye bakışını değiştirecek bir tehdit algısı oluşturmadan, uluslararası arenada siyasi, askeri ve ekonomik işbirliklerini derinleştirme hedefi sürdürülüyor.