Bu yeni görüntü, NASA/ESA James Webb Uzay Teleskobu’nun NIRCam kamerası ile yakalandı ve sahneyi daha net görmek için özel olarak renklendirildi. Resmin merkezinde bulunan devasa obje, Pismis 24-1 olarak adlandırılan bir yıldız kümesi. Yakından bakıldığında tek bir yıldız gibi görünse de iki yakın yıldızdan oluştuğu anlaşılıyor; toplam kütlesi Güneş’in yaklaşık 140 katı kadar. Kümenin alt kısmında ise Güneş’ten sekiz kat daha sıcak yıldızlar, çevrelerindeki gaz ve tozla beraber yükselir.
ESA’nın açıklamasına göre bu genç yıldızlar, yoğun radyasyonları ve yıldız rüzgarlarının bulutsunun duvarlarını aşındırmasıyla karşı karşıya kalıyorlar. Böylelikle iç bölgede devasa bir kozmik mağara görüntüsü ortaya çıkıyor. Zirvelerin en parlak kısımları, yıldız ışığının ince gaz ve toz tabakalarına çarpıp parlamasından kaynaklanıyor.
KAOSTAN DOĞAN DÜZEN Bulutsular, yerçekimin etkisiyle bir araya gelen gaz ve tozların çökmesiyle yıldız doğum merkezlerini oluşturur. Yoğunlaşan bölgeler, nükleer füzyonla ateşlenerek yeni yıldızlara hayat verir. İlginç olan nokta ise bu doğan yıldızların, bulutsunun geri kalanını etkilemeye başlaması: hidrojen iyonlaşır, bu da daha fazla sıkışmayı tetikleyerek yeni yıldızların oluşumunu hızlandırır. Yani yıldız doğumları, zincirleme bir etkiyle gökyüzünde devam ediyor.
Webb’in bu görüntüsü aslında bulutsunun tamamını kapsamaz. Kadraja giren en yüksek kozmik zirvenin uzunluğu tam olarak 5,4 ışık yılıdır. Sadece o zirvenin ucunu düşünmek bile, Güneş Sistemi’mizi yan yana 200’den fazla kez sığdırabilecek kadar geniş bir alana işaret eder. Bu detaylar, sahnenin ne kadar şaşırtıcı ve etkileyici olduğunun altını bir kez daha çiziyor.