Bir şiir kitabı olarak başlayan yolculuk, yeniden okurlara ulaştığında Yeşilçam’ın zarafetiyle İstanbul’un gece yarısındaki hafıza arasındaki ince köprüleri kuruyor. Üstündağ’ın dizeleri, dönemin ışığını bugüne taşıyarak eski sinema afişlerinin solgunluğunu ve Beyoğlu’nun duygusal akşamını hatırlatıyor; genç bir yıldızın ilk bakışıyla ışıldayan anları bugüne taşıyan bir hatırat gibi yükseliyor. Selma Güneri’ye ithaf edilen dizeler, yalnızca bir oyuncunun portresi değildir; bir dönemin ve duygunun taşıyıcısı olarak bellekte yer edinen zarafeti simgeler.
Üstündağ’ın şiiri, bu belleği canlı tutarken bir kuşağın sinemayla kurduğu o masum ve içten bağı da hatırlatır. Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusuyla gerçekleşen buluşmada, Güneri ve Üstündağ kitabı birlikte imzalar. Bu buluşma, sinemanın altın çağı ile şiirin güncel sesini aynı sofra üzerinde buluşturma amacı güder; okuyucuyu geçmişle bugün arasında zarif bir masa etrafında bir araya getirir.
Üstündağ için bu eser, unutulmaması ve yarım kalmaması gerektiğine dair bir hatırlatma; Güneri içinse yıllar sonra bile kalplerde yaşayan bir sevdanın kanıtıdır. Yeşilçam’a olan vefa borcumuz, bu satırların yankısında yeniden hissedilir. 29 Ekim’de, bu vefa iki yüz olarak —şair ve ilham kaynağı olan güzel kadın— aynı masada buluşur ve okura hak ettiği saygıyı sunar.