Dünyanın acı gerçeklerinin La Mostra’da yankılanması kaçınılmazdı. Sinema ile politika, Venedik’te uzun zamandır değişmeyen bir gündemin parçasıydı. Zaman zaman çatışmalar yaşamış, sonra yeniden uzlaşıp birbirlerini anlamaya çalışmışlardı. Bu kez, siyasi gündem festivalin ilk günlerinden itibaren daha net ve yüksek sesle gündeme damgasını vurdu. Başlangıçta, yüzlerce yönetmen, oyuncu ve sinema çalışanı bir araya gelerek Venice4Palestine adı altında bir açık mektup yayımladı; repertuarın referans yapıtaşı olan festivalin sanat yönetmeni Alberto Barbera’ya seslerini ulaştırdılar. İmzacıların arasında, açılış filminin başrolünü paylaşan Toni Servillo’nun yanı sıra Marco Bellochio, Audrey Diwan, Abel Ferrara, Matteo Garrone, Ken Loach ve Céline Sciamma gibi isimler bulunuyordu. “YASAKLAMA OLAMAZ” ifadesiyle yanıt veren Bienale ise, dünyanın gerçeklerinden kopuk bir gerçeklik düşündürmediğini, sansür, ayrımcılık ve ötekileştirmeye karşı özgünlük ve diyalog yaratma misyonunu hatırlattı.
Bu yanıt yalnızca bir başlangıçtı. İlk resmi konuşmalar sırasında siyaset sinemanın önüne geçti ve festivalin kurumsal sesi olarak Pietrangelio Buttafuoco, Gazze’de yaşanan trajediyi çarpıcı bir dille dile getirdi. Buttafuoco’nun sözlerindeki lirizm ve tiyatro etkisi, Gazze’deki sivil kayıpları ve açlığın altını çizdi. Kendisi, iki yıl önce Giorgia Meloni hükümetiyle göreve gelen, kutuplaşmalı bir sahnede bile tartışmaya açık bir yaklaşımı savunan bir figür olarak öne çıktı. Buna karşı Barbera, festivalin tüm görüşlere açık bir özgür diyalog alanı olma iddiasını yineledi; kimsenin katılımının yasaklanamayacağını vurguladı.
İtalyan usulü kültürel evlilik olarak değerlendirilen bu iki kişinin birlikte hareket etmesi, uzun süreli bir yapıcı birlikteliğe işaret ediyor. Diğer yandan Ana Jüri Başkanı Alexander Payne, sinemanın dünya gerçeklerini değiştirme kapasitesinin sınırlı olduğuna dikkat çekti ve Chaplin’in Diktatör filmi üzerinden, sinemanın insanlığı tarihsel felaketleri anlamaya nasıl yardımcı olduğunu hatırlattı. Ancak bu yaklaşım, benzer kayıpların ve karanlık öngörülerin üzerine kurulu bir sonuca varıyordu: Sinema, felaketleri önlemede doğrudan etkili olmasa da onları anlama ve hatırlatma açısından kritik bir rol oynuyor.
SİNEMA HATIRLATIR. Gazze soykırımının ilk günlerden itibaren öne çıkması, Altın Aslan yarışına aday olan 21 film arasında vurgu yapan Kaouther Ben Hania’nın 6 yaşındaki Hind Rajab’ın bölge savaşında hayatını kaybettiği gerçeğini aktaran yapıtının getireceği yankılarıyla daha da derinleşmeye aday. 29 Ocak 2024’te bu trajedinin gerçekliğini aktaran bu çalışma, dünyanın gündemindeki ağırlığı korumaya devam ediyor. Her şeyin özünde siyaset olduğuna dair bu düşünce, tarafsızlığın yalnızca taraflardan birini desteklemek anlamına geldiğini hatırlatarak, düzenin ve değişimin yan yana durabildiği bir alanın varlığını anımsatıyor. Tarafsızlık, yerleşik düzenin yanındayım demektir gibi bir klişeyi aşan bir perspektifle, evrensel ve yerel boyutlarda diyalogun kapısını aralıyor.