1. Haberler
  2. Sanattan
  3. Lena, Leyla ve Diğerleri: Zihinler Arasında Eğrilen Toplumsal Düzlemler ve Farklı Seslerin İnşası

Lena, Leyla ve Diğerleri: Zihinler Arasında Eğrilen Toplumsal Düzlemler ve Farklı Seslerin İnşası

featured

Bir iç koridorun rüzgârıyla başlayan seyir, sahnede birbirini takip eden kapılarla ilerliyor. Dışa doğru bakarken görünen yüzlerin ardında, altından geçen başka yüzler, ve her birinin ardında saklanan hatıralar, korkular ve alışkanlıklar yükseliyor. Oyun, sadece şiirsel bir dekor olarak değil, rejimin dilini, oyunculuğun dilini de üstleniyor; toplumsal görünümü bir kabuk olarak gösterip, içerideki gerilimleri ve susturulan hayırları açığa çıkarıyor.

Hayır demenin zorluğu ile diyememek arasındaki ince çizgi, sahnede yalnızca görünen bir mücadele değil; ritmiktir ve düşmeden ilerler. Ayşen İnci’nin rejisi, metni düz bir anlatı olarak ele almaktansa, içsel kargaşayı bir ritme dönüştürüyor; sakin anlar araya girerken içeriden yükselen sesler aynı cümleyi farklı bir tonda tamamlıyor. Dışarıda ayakta durmaya çalışırken içeride çöken anlar, sonra yeniden toparlanır; bu inişler sahnede mekanik değil, canlıdır.

Filiz Demiralp’in performansında tek bir karakteri “oynamak” yerine, bir bedenin içindeki çeşitli hallerin taşınması söz konusudur. Bu dönüşüm, karikatürleşmeden, doğal bir akışla ve bağırmadan ilerler; Lena, bir yerde kırılgan, bir yerde keskin, bir yerde çocuk, bir yerde yaşlıdır ve hepsi aynı anda gerçektir. Seyirci olarak beklemek yerine, insanın içindeki hayatı izlemekle karşı karşıya kalırsınız; bu, oyunu yalnızca bir rolleri görmekten çıkarıp, bir insanın yaşadığı iç dünyaya götürür.

Oyun kadınları yalnızca acıya mahkûm etmez; gölgenin etkisini kabul ederken, hayatta kalmanın da yollarını gösterir. Mizah, inat ve gerektiğinde geri çekilip anı kollama; bunlar içerdeki çatışmanın bir savunma biçimine dönüşmesini sağlar. “Giyindim üst üste” ifadesi, bazen yükü, bazen zırhı simgeler; sahnede bu yükle yüzleşirken kimlikler birbirine karışır ve yeniden şekillenir.

Sonunda, bir bedenin içine kaç ruh sığabileceği sorusu, seyircinin avuçlarına bırakılır. Lena, Leyla ve diğerleri bu soruyu hazır cevap olarak sunmazlar; cevap, sahnenin ötesinde, izleyicinin kendinde saklı kalır. Salon tütsülenmiş bir merakla boşalmadığında, herkes kendi matruşkasını taşıyan bir benlik olarak çıkış yollarını arar. Bu oyun, yalnızca bir kadının hikâyesi değildir; kadın olmanın iç haritasıdır ve sahnede açılan kapılar, izleyiciyi kendi iç dünyasının kapısını da aralamaya çağırır.

İşte bu kapılar, sahnede açılan bir kapı ile aynı anda kendi içimdeki kapıyı da araladı; ve tiyatronun o güzel yanını hatırlattı: Birini izlerken, kendine dair bir pencere açılır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsiniz

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırmayın ve ücretsiz e-posta aboneliğinizi hemen başlatın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haber Dönüşüm ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin