Alberto Barbera’nın çeyrek yüzyıllık festival yönünü çizen ve gelecek yıl son bulacak olan görev, bu yıl baştan beri heyecanla dinlendi. Hind Rajab’ın Sesi başlığı altında duyduğumuz ses, festivalin en derin etkisini yaratacak bir sinema deneyimini işaret ediyor. Bu öngörü, savaşın acımasız gerçeklerine dair hassas bir yaklaşımın ürünü olarak karşımıza çıkıyor ve izleyiciye çok katmanlı bir savaş tutumu sunuyor.
Kayıtlardaki Ses bölümünü kapsayan bu çalışma, Kaouther Ben Hania’nın Paris eğitimli gözünden, 24 Ocak 2024 günü Gazze Kızılay Acil Servisi görevlileriyle uzun saatler süren konuşmaların içinden doğan bir gerçekliği aktarıyor. Otomobil içinde canlı kalabilen tek kişinin 5,5 yaşındaki Hind Rajab olduğu bu kayıtlar, savaşın yüzleştiği trajediyi net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Hind Rajab’ın sesinin bel kemiğini oluşturan bu kayıtlar, yıllardır süren çatışmanın yüzleştiği dehşeti somut bir şekilde ortaya koyuyor. Kızın kendine özgü ifadesiyle, acil servisin çalışanlarının yüzleşmek zorunda kaldığı çaresizliğin ve korkunun ağırlığını hissediyoruz. Ambulans ile güvenli bir yol arayışının bile sonuçsuz kaldığı anlar, olayın ne kadar kırılgan ve kırıcı olduğunu gösteriyor.
Sansür ve Sorumluluk üzerine kurulu bir zeminde, filmin belgesel niteliği ve gerçeklere uygun yaklaşımı, propaganda ya da manipülasyon riskiyle mücadele ediyor. Bu nedenle, kağıt üzerinde dahi tartışılan sansür, farklı ülkelerdeki tepkilerle birleşince eserin her adımı dikkatle izlenmeli. Bulgar bir yapımcının Gazze konusundaki yankıların yankılanmasıyla ilgili sözleri, Alman bir eleştirmenin Fransa’daki meslek örgütü üzerinden dile getirdiği sansür iddiası ve benzeri tartışmalar, savaşın bilgi akışını nasıl etkilediğini gösterir nitelikte.
Türkiye’den bakış açısının da eklendiği bu inceleme, gerçeğin peşinde koşarken karşılaşılan zıtlıklara işaret ederken, olayların salt tarafsız bir dille değil, sorumlu ve dürüst bir bakışla sunulması gerektiğini savunuyor. Gazze’nin gerçekleriyle yüzleşmenin yalnızca politik bir gereklilik olmadığını, insanlığa karşı bir yükümlülük olduğunu vurguluyoruz.
Bu belgesel niteliği taşıyan yaklaşım, izleyiciye sadece olayları aktarmakla kalmıyor; aynı zamanda farklı bakış açılarını dinlemeye ve bu seslerin kendi içinde taşıdığı karşıtlıkları anlamaya çağırıyor. Kafka ve Camus’nün düşünsel ışığında, evrensel adalet arayışının içinde yükselen bu sese kulak vermek, savaşın anlamsızlığı karşısında insanlık onurunun dimdik duruşunu hatırlatıyor.