1945 yılının erken saatlerinde uyanan Herman Rothman, Nazi propaganda mimarlarından biri olan Heinz Lorenz’in sahte kimliğini yakalayan bir subaydı. Lorenz’in gömülü belgeleri araya gizlenmişti ve bu evraklar Hitler’in vasiyetine ait son arzuları olarak ortaya çıktı. Rothman ve üç arkadaşının görevi, bu belgeleri dikkatli bir şekilde çevirmek ve saklamak oldu. Rothman, 2014 yılında yayımlanan Hitler’in Vasiyeti adlı eserinde bu anıları aktarırken, hepsi Yahudi olan bu ekip için ölümcül bir sırrın parçası olduklarını düşündüler; çünkü kendilerini yok etmeye odaklanan bir adamın ölümünden önceki anları ilk okuyanlardan olmak onların için ironi taşıyordu.

Servetsiz Bir Miras Metin, her zamanki gibi Yahudi düşmanı fantazileriyle yüklüydü ve yeni iktidarın yapısını ayrıntılı biçimde tasarlayarak kabineti belirledi. Ancak mal varlığına dair çok az ayrıntı bulundu: “Sahip olduğum her şey, değerli olan Parti’ye aittir. Parti yoksa Devlet, Devlet yoksa artık benim karar vermeme gerek kalmaz.” Hitler, bu sözleri 29 Nisan sabahı 04:00’da Berlin’de vasiyetine yazdırmış ve ertesi gün intihar etmişti. Topladığı tabloların amacı, Tuna üzerindeki memleketi Linz’de bir galeri kurmaktı; duygusal değeri yüksek olan eşyalarını ise akrabalarına ve sadık çalışma arkadaşlarına bırakmıştı; örneğin ev hizmetçisi Anni Winter’a.
Gerçekten Mütevazi Mi Ydi? 1930’larda ve savaşlar boyunca, Nazi liderinin sade bir yaşam sürdürdüğüne dair bir görüntü verildi; para onun için önemli görünmüyordu, gösterişli davranışlar pek görülmezdi. Ancak Rothman ve diğerleri, bu liderin aslında çok daha zengin olduğuna inanıyordu. Yaşamı boyunca biriktirdiği servet, gençliğinde Viyana’da sanatçı olmayı hayal eden birinin, sonunda büyük bir servete ulaşmasını sağladı. Milyarlarca Reichsmark Parası konusunda kesin bir rakam belirsizliğini koruyor olsa da çalışmalar, 24 Nisan 1945’teki intiharından altı gün önce Hitler’in muhtemelen Avrupa’nın en zengin insanı olduğuna işaret ediyor; 1,35 ile 43,5 milyar euro aralığında bir değere sahipti.

Hitler’in mal varlığına dair soruların yanıtı, Berghof’taki eşyaların çoğunun sahipsiz kalmasıyla da karışık görünüyor. Adli muhasebeciler, uzun süre sahipsiz kalan varlıkların İsviçre devleti tarafından tahsil edildiğini belirtiyor. Kruvazör gibi görünen bu miras, aslında onun sade yaşam imajı ile çelişti ve kamuoyunda da bu çatışma sıkça vurgulandı.
Kavgam: Zenginlik ve Telif Hakları Hitler’in gerçek servetinin kaynağı sadece siyasi iktidarıyla sınırlı değildir; en önemli kazancı, yazdığı kitaplar ve telif haklarıyla da büyüdü. Mein Kampf, ilk olarak bir günde 400 sayfalık ilk cilt olarak yayımlandı ve sonraki yıllarda iki cilt halinde güçlü bir yayıncılık başarısı haline geldi. Başlangıçta satışlar düşüktü; 1925’te 9 bin kopya satsa da 1933’e gelindiğinde yıllık satışlar 1 milyondan fazlaya ulaştı. Bunun sonucunda teliflerden doğan kazançlar da hızla arttı ve bu süreçte Max Amann’ın yönettiği Franz Eher Verlag, Nazi Almanyası’nın en zengin yayın evlerinden biri oldu. Görünen o ki, Hitler’in maddi durumu kamu blessürüyle uyumlu bir tablo çizmiyordu.

Hitler’in telif gelirleri o kadar yüksekti ki, vergide bile sıkıntılar çıktı. 1925’te yayımlanan bir afişle tanıtılan “Kavgam” için 405 bin 494 reichsmark’lık bir vergi borcu ortaya çıktı; ancak hükümet, Führer’in vergi ödemediğini açıkladı.
Kitaplar 16 dile çevrildi ve tüm kazançlar, yazarın ve yayınevinin haklarını yöneten Max Amann tarafından yönetildi. Savaşın ardından, Müttefikler Hitler’in tüm mal varlığını ele geçirdi; vasiyetinde “Sahip olduğum her şey Parti’ye aittir” ifadesi ile başlayan sözler, partisizliğin ve devletin dağılmasıyla uygulanamaz hale gelmişti. 1952 yılında Berghof’un bir turizm merkezi olmaması için yıkılması kararını da içeriyordu. Münih’teki eski apartman ise bir polis karakoluna dönüştü ve Kavgam’ın telif hakları, Hitler’in ölümünün 70’inci yıldönümüne kadar uzanan haklar dönemiyle birlikte yönetildi. Bu sürecin nihai sonu, telif haklarının 30 Nisan 2015’te sona ermesiyle geldi.



