Yaşam döngüsünün evreleri üzerine uzman açıklamaları, bağımsızlıkla başlayıp evlilik ve ebeveynlik üzerinden çocuğun büyümesiyle ilerleyen bir akış sunar. Bu süreç, çocukluktan erişkinliğe geçiş, yetişkin çocuklar yaşayan bir aile evresi ve nihayet emeklilik ile yaşlılıkla tamamlanan bir çerçeve olarak ele alınır.
Bir çınar ağacının gölgesinde büyüyen ve sonra adım adım geriye çekildiğini fark eden bir baba imgesi, oyun ve sinema aracılığıyla yeniden şekillenir. “Baba” kavramı, merhamet ve korku gibi zıt duygularla dolu, değişken anlamlar taşıyan bir hakikattır. Bu bağlamda, yaşananlar yalnızca bireylerin değil, toplumun hafızasında da iz bırakır.
Anthony Hopkins’in başrolünde yer aldığı sinema uyarlamasıyla geniş kitlelere ulaşan “Baba” eseri, pek çok ülkede sahnelenirken Tubitakvari bir etki yaratır. Günümüzde Oyun Atölyesi’nin Florian Zeller’in kaleminden uyarlanan ve Muharrem Özcan’ın yönetiminde sahnelenen oyunuyla farklı bir boyut kazanır; Haluk Bilginer’in güçlü yorumu eserin merkezine yerleşir.
LABİRENT kavramı, zihnin karışık labirintında zaman, mekân ve insanlar arasındaki geçirgenliği vurgular. İzleyici, sahne üzerinde dolaşan değişimlerle karakterlerin birbirlerini yerine geçmeleriyle karşılaşır; masa, tablo, örtüler ve hatta vazo dahi hareket eder. Zamanın gelgitleri sahnede iç içe geçer; önce mekân genişler, sonra oyuncuların hareketleriyle gerçeklik küçülüp büyür.
Oyunun ana karakteri André’in zihni, önce belirsiz belirtilerle sarsılır; bu süreçte kızı Anne, onu korumak ve yalnız bırakmamak adına çaba gösterir. Sahne ilerledikçe mekân genişler; masa ve sandalye kaybolur, ortadaki sehpa ve tablo yok olur, zihin ile fizikî çerçeve arasındaki sınırlar bulanıklaşır. İç içe geçen anılar ve fotoğraflar, zamanın ve hafızanın kırılganlığını simgeler; şifonyerin içindeki kartpostallar ve saat, hatırlamanın ölçütlerini hatırlatır.
Gerçek ile hayal arasındaki ince çizgi seyirciye giderek daha çok görünür olur. Dün ile bugün, baba-kız arasındaki bağın içinde erir; hatırlamak ile unutmak arasındaki salınım, insan olmanın anlamını yeniden inşa eder. Perde kapandığında alkışlar yükselir ve izleyiciler, yaşlanmış yüzlerin ıslak bakışlarına ortak olur. Bu oyun, belki de yarını bugünden anlatan bir deneyim olarak hafızalarda iz bırakır.
Oynayanlar arasında Özlem Zeynep Dinsel, Faruk Barman, Ezgi Coşkun, Mine Nur Şen ve Ufuk Tevge gibi isimler yer alır; sahnede kimlikler ve roller, birbirlerinin yerine geçer ve duyguların yoğunluğunu artırır.