Geçmişte ölümcül olarak değerlendirilen pek çok kanser türünün bugün uzun süreli kontrol altında tutulabildiğini söyleyen Prof. Dr. Adnan Çalık, kanser tedavisinde kaydedilen ilerlemelerin temelde erken tanı, modern cerrahi teknikler ve gelişmiş tedavi protokolleriyle bağlantılı olduğunu belirtti. 30 yıl önce tedavi şanslarının sınırlı olduğunu ifade eden Çalık, günümüzde sağ kalım oranlarının yaklaşık 1,5 ila 2 kat artış gösterdiğini vurguladı.
Çalık, 5 yıllık sağ kalım oranlarının ölçülmesiyle tedavi başarısının değerlendirilmesini hatırlatarak, 1990’larda tüm kanserlerde bu oranın %50 civarında olduğunu, günümüzde ise %68-70’e yükseldiğini açıkladı. Bu artışın temel itici güçleri arasında erken tanı yöntemleri, laparoskopik ve robotik cerrahi, radyoterapi optimizasyonu, kemoterapi protokollerinin geliştirilmesi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler bulunuyor. Ayrıca kişiselleştirilmiş onkoloji yaklaşımları sürece önemli katkılar sağlıyor.
Özellikle meme, prostat ve hematolojik kanserlerde önemli ilerlemeler kaydedildiğini ifade eden Çalık, akciğer ve pankreas kanserlerinde artışın daha sınırlı olduğunu ancak immünoterapi sayesinde son 10 yılda hızlı bir yükseliş görüldüğünü ifade etti.
“Kanser kelimesi hâlâ toplumda ölümle eş anlamlı algılanıyor, ancak bu algı günümüz tıbbi gerçekliğiyle örtüşmüyor.” diyen Çalık, bazı kanser türlerinde iyileşme oranlarının gripten bile daha yüksek hale geldiğini belirtti. Meme, prostat, tiroit ve cilt kanserleri gibi birçok türde 5 yıllık sağ kalım oranı %85-95’e ulaşıyor. Çocukluk çağı lösemilerinde başarı oranı ise %90’ın üzerinde. Erken evrede yakalanan birçok hastalıkta tamamen iyileşme mümkün olurken, erken teşhis hayat kurtarıcıdır ve bazı ileri evre hastalarda bile 5-10 yıl yaşam olasılığı mümkünleşmiştir; bu, adeta bir devrim olarak nitelendiriliyor.
Çalık, tarama programlarının önemine dikkat çekerek, erken teşhisin hayat kurtardığını ve gelişmiş tedavi yöntemleri sayesinde yaşam kalitesinin de yükseldiğini vurguladı.