Son dönemde ülke genelinde aşıya yönelik tereddüt ve reddin artması sağlık otoritelerini endişelendiriyor. Genişletilmiş Bağışıklama Programı’nın 1981’den bu yana yürütülen çalışmaları sayesinde pek çok bulaşıcı hastalık kontrol altına alınırken, son dönemdeki aşılama oranlarındaki düşüş salgın riskini yeniden gündeme taşıyor.
Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Hakkı Aktaş, aşı karşıtlığının yalnızca bireysel bir tercih olmadığını, toplumsal bir risk unsuru haline geldiğini vurguluyor. Aşılama hızının düşmesiyle toplumda aşısız birey sayısının artması, salgın tehdidinin ve ciddi sağlık sorunlarının kapısını aralıyor.
Bugün sahadaki ekipler, aşı tereddütü yaşayan ailelerle bire bir iletişim kurarak ikna çalışmaları yürütüyor. Her aile için bir hekim ve bir psikologdan oluşan ekipler, telefonla ve yüz yüze görüşmelerle güvenli aşılamayı destekliyor. Ancak jeopolitik konum nedeniyle ülkemiz dışarıdan bulaşıcı vakaların geçiş yaptığı bir geçiş güzergahında yer alıyor ve bu durum aşısız bireyler için ek risk oluşturuyor.
Bu süreçte hedeflerimizi koruduğumuz sürece dışarıdan gelen vakaların yol açtığı bulaşıcı hastalıkları ve salgınları en aza indirebileceğiz. DOĞRU BİLGİYİ SOSYAL MEDYADAN, İNTERNETTEN DEĞİL; DOĞRU BİLGİYİ DİREKT AİLE HEKİMLERİNDEN EDİNEBİLİRLER ifadesi, halk sağlığı açısından kritik bir hatırlatma olarak öne çıkıyor.
Bu yaklaşım, toplumsal bağışıklığın güçlendirilmesi ve salgın riskinin azaltılması için bireylerin güvenilir bilgiye erişimini sağlamayı hedefleyen bir iletişim modelinin parçası olarak değerlendiriliyor.