Dijital Reklam Pastasındaki Hukuki Kıskaçlar: Onaylıyorum Tuşu Google’ı da Metayı da Kurtarmıyor!

dijital-reklam-pastasindaki-hukuki-kiskaclar-onayliyorum-tusu-googlei-da-metayi-da-kurtarmiyor-SKdQdKj1.jpg

Dijital platformlar, içerik üretmeden reklam pastasından büyük pay alırken, bu yapı hukukun sınırlarına çekilmek zorunda. Doç. Dr. Sezercan Bektaş, Google ve Meta gibi devlerin sözleşme dayatmalarının Türk Borçlar Kanunu’na göre geçersiz sayılabileceğini belirterek, yapay zeka ve dijital telif ihlallerine karşı 74 yıllık kanunda köklü güncellemelerin gerekliliğini vurguladı. Türkiye, milyarlarca liranın yabancı platformlara aktığı ve içerik üreticileri ile basın kuruluşlarının emeğinin “yer sağlayıcı” etiketiyle gaspedildiği bir dönemi kapatmaya hazırlanıyor. Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Bektaş, dijital telif yasasının bir tercih değil, zorunluluktan doğan bir adım olduğuna işaret ediyor.

74 YILLIK KANUN, DİJİTAL ÇAĞIN GERİSİNDE KALDI 1952 yılındaki FSEK, dijital hız karşısında yetersiz kaldı ve özellikle haber içeriklerinin korunmasında belirsizlikler yarattı. Dijital teknolojiler üretim ve dolaşım süreçlerini kökten değiştirdi; haber içeriklerinin ekonomik değeri karşısında klasik koruma rejimi artık yeterli değil. Bu durum, eser sahiplerinin mali haklarını zorluyor; basın içeriklerinin hangi çerçevede FSEK kapsamına girdiğinin tespiti bile hukuki belirsizlik yaratıyor.

YAPAY ZEKA TEHDİDİ: KLASİK REJİM GÜÇLENDİRİLMELİ Yapay zekanın hızla gelişmesi, içerik üreticilerini yeni risklerle yüzleşmeye zorluyor. Bektaş, eser sahipleri ve basın mensuplarının mali haklarını korumak adına mevcut mevzuatı güçlendirmek gerektiğini söylüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’nun bu konu üzerinde çalışmalar sürdürdüğünü ve bir kanun teklifi bulunduğunu hatırlatıyor. Özellikle belirsizlikleri gidermek için tarihi bir fırsat olarak nitelendiriliyor.

REKLAM GELİRLERİNDEN PAY ALMAK ‘HAK’ DEĞİL, ‘ZORUNLULULUK’ Bektaş, Google ve Meta gibi platformların içeriklerden elde ettiği reklam gelirlerinde telif hakkı konusunun belirgin olduğunu vurguluyor. Dijital olarak üretilen her eserin, o eseri ortaya koyanların mali haklarına sahip olduğunun açık bir şekilde görüldüğünü belirtti. Platformların bu gelirleri paylaşması gerektiğini söyleyen Bektaş, “Reklam gelirleri üzerinden pay verilmesi şarttır” ifadesiyle adeta bir zorunluluk çağrısı yapıyor.

YER SAĞLAYICI KILIFI, İHLALİ ORTADAN KALDIRMIYOR 5651 sayılı Kanun, Google, Facebook ve X gibi platformları genelde “yer sağlayıcı” olarak tanımlasa da Bektaş’a göre bu tanım, sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. İçerik üreten taraflar izinsiz çoğaltma veya değiştirme işlemlerinde FSEK kapsamındaki telif hakkı ihlallerinden platformların doğrudan sorumlu olduğunu ifade ediyor.

‘ONAYLIYORU’ BUTONU GEÇERSİZ SAYILABİLİR Hizmet Şartları (Terms of Service) konusunda da dikkat çeken Bektaş, kullanıcıların bu şartları tek taraflı kabul etmek zorunda bırakıldığını hatırlatıyor. Türk Borçlar Kanunu’nun Genel İşlem Koşulu kavramı burada devreye giriyor: adil olmayan, kullanıcının aleyhine olan ve müzakere imkanı tanımayan sözleşme şartları, yazılı olmayan biçimde bile geçersiz sayılabilir. Özellikle tüketici konumundaki eser sahipleri için bu hükümler geçerli olmayabilir.

‘KOMŞU HAKLAR’ FORMÜLÜ TÜRKİYE’YE NASIL ENTEGRE EDİLİR? Fransa ve Kanada’da Google ile imzalanan anlaşmaların temelinde yer alan komşu haklar, Türkiye hukukuna da uyarlanabilir. Avrupa Birliği’nin Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi’ne atıfla, komşu haklar, eser sahibi olmayan fakat eserin sunumu ve dağıtımı gibi süreçlerde emek harcayan kişilere veriliyor. Bektaş, mevcut kanunda komşu haklarının icracı sanatçılar ve radyo-televizyon kuruluşlarıyla sınırlı kaldığını belirterek, Dijital Haklar Kanunu ile bu kavramın genişletilerek hem eser sahiplerini hem basın kuruluşlarını kapsayacak halde düzenlenmesini öneriyor.

Exit mobile version