Şirket, yapay zekâ destekli kokpitle kullanıcı deneyimini ön plana çıkaran yüksek oranda bütünleşik bir sistem sunuyor. Büyük dil modeliyle güçlendirilmiş olan bu yapı, kullanıcıyla sanki gerçek bir kişiyle konuşuyormuş izlenimi bırakıyor. Görsel dil modeli ise hem araç içindeki hem de çevredeki ortamı algılayıp yorumlayarak akıllı kararlar alınmasına olanak tanıyor. Örneğin varış noktasına ulaşıldığında otomatik park yeri arama veya toplantılar sırasında tutanak oluşturma gibi işlevler, bu çok yönlü yaklaşımın sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. By-wire teknolojileri ile fren ve direksiyon mekaniği elektrik sinyalleriyle kontrol edilerek tasarım, güvenlik ve yazılım konuları açısından yepyeni bir ufuk sunuyor. Brake-by-wire ve steer-by-wire ile 2032 yılına kadar 7 milyar Euro’nun üzerinde kümülatif satış geliri hedefleniyor; bu dinamik pazar, 2030’lu yıllarda da ivmesini sürdürecek gibi görünüyor.
Bosch’un Vehicle Motion Management yazılımı ise frenler, direksiyon, güç aktarımı ve şasiyi merkezi olarak koordine ederek hareketi altı serbestlik derecesinde yönlendiriyor. Gelecekte bu sistemlerin sürücünün kişisel tercihlerine göre ayarlanabileceği açıklanırken, virajlarda ve dur-kalk trafikte yaşanan hareketleri azaltarak sürüş konforunu artırmayı hedefliyor. Bu da otonom sürüş yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Radar Gen 7 Premium çözümü, yeni sensör teknolojileriyle sürüş destek fonksiyonlarını daha ileri bir seviyeye taşıyor. Özellikle özel anten konfigürasyonu sayesinde geniş açısal hassasiyet ve uzun menzil sunan bu sensör, küçük nesneleri dahi uzaktan tespit edebiliyor. Böylece ağır trafikte kayıp yükler veya diğer yol kullanıcıları doğru sınıflandırılarak uygun manevralar yapılabiliyor.
eBike Flow uygulamasına eklenen yeniliklerle kullanıcılar, bisiklet veya bataryaların çalıntı olarak işaretlenmesini güvenli biçimde kullanabiliyor. Yetkili servisler veya güvenlik birimleri bu durumda uygulama üzerinden hızlıca iletişim kurabiliyor; bu sayede ikinci el piyasalarda sahteciliğin önüne geçiliyor.
Geleceğe yönelik olarak sensör teknolojileri ve yapay zekanın bir araya geldiği çözümler günlük hayata yayılıyor. Bosch, CES’te BMI5 AI MEMS sensör platformunu tanıttı ve bu platform üzerinde geliştirilen tüm sensörler yüksek hassasiyet, dayanıklılık ve enerji verimliliğiyle dikkat çekiyor. Entegre yapay zekâ fonksiyonları ile hareketler, konumlar ve bağlamlar güvenilir biçimde algılanabiliyor; hatta kamera görüşü kısıtlandığında bile robotlar için güvenli yönlendirme sağlanıyor.
CES 2026’da Microsoft ile yapılan iş birlikleri, Manufacturing Co-Intelligence üzerinde odaklanarak üretim süreçlerini AI ile güçlendirmeyi amaçlıyor. IoT ve yapay zekâ entegrasyonu, fabrika süreçlerini daha akıllı ve ölçeklenebilir kılarak verimliliği artırmayı hedefliyor. İki şirketin Las Vegas’ta imzaladığı MoU, bu vizyonu sahaya taşıyacak adımların başlangıcını simgeliyor.
Origify çözümüyle sahte ürünlerle mücadelede çıtayı yükseltiyor. Ürünün dijital kimliğini yüzeyin benzersiz fiziksel özellikleri üzerinden oluşturan bu sistem, canlı video akışıyla birkaç saniyede orijinalliği doğrulayabiliyor. Bu sayede sahteciliğin önüne geçilmesi kolaylaşıyor.
Tech Compass çalışması, yapay zekâyı gelecek için en olumlu teknoloji olarak özetliyor: katılımcılar geleceğe yönelik iyimserliğini korurken, toplumsal etkilerin anlaşılması için bir duraksama ihtiyacının altını çiziyor. Türkiye dahil olmak üzere yedi ülkede 11 binden fazla kişinin katıldığı araştırma, birçok katılımcının yapay zekâya hazırlıklı olduklarını gösteriyor. Türkiye’deki katılımcılar da dünyadaki eğilimlerle uyum içinde, teknolojiyi toplum için olumlu bir güç olarak görüyorlar.
