Uluslararası enerji akışları, son dönemde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla birlikte köklü bir dönüşüm geçiriyor. Ukrayna’dan Ukrayna-Rusya savaşının etkileri, Venezuela müdahalesiyle derinleşen gerilimler ve İran meselesinin büyümesiyle enerji akış rotaları üzerinde kalıcı değişiklikler gözlemleniyor. Analistler, bu süreçte en kazanan tarafın ABD olacağını düşünüyorlar.
Körfez bölgesinde petrol ve doğal gaz arzının keskinleşmesiyle Asya ve Avrupa’daki büyük üreticiler, ABD’li şirketler için adeta bir kuyruğa dönüşüyor. Geçen hafta ABD’de kaya gazı ve ham petrol üretimi 13.5 milyon varil sınırına ulaşarak rekor kırdı. Aynı dönemde, ABD’den yapılan ham petrol ihracatı günlük yaklaşık 5.2 milyon varil seviyesinde kaydedildi ve bu da tüm zamanların en yüksek rakamı olarak raporlandı. Nisan itibarıyla Avrupa’nın jet yakıtı ihtiyacının önemli bir kısmı artık Amerikan rafinerilerinden karşılanıyor; bu da Ocak ayına göre iki katlık bir artışı işaret ediyor.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş, kaya gazını daha kârlı hâle getirerek Avrupa’nın enerji güvenliğine doğrudan katkıda bulundu. Nisan’da ABD limanlarına yanaşan süper tanker sayısı 65’i aşarken bu sayı savaş öncesi döneme kıyasla yaklaşık üç kat artış gösterdi. Böylece ABD, Avustralya ve Katar’ı geride bırakarak dünyanın en büyük LNG ihracatçısı konumunu güçlendirdi. Rystad Energy’nin verileri, yüksek petrol fiyatlarının bu yıl ABD’li petrol şirketlerinin nakit akışını yaklaşık 63 milyar dolar artırabileceğini gösteriyor.
Hürmüz Boğazı ve Asya rotası Uzun süredir kapalı olan Hürmüz Boğazı ve ABD-İran arasındaki belirsizlikler, Asya pazarını hızla yeniden düşünmeye itti. Bölge, eskiden Körfez üzerinden gelen ithalata bağlıken şimdi rotasını Pasifik üzerinden ABD’ye yönlendirme yönünde kararlar aldı. Yatırımcılar, 20 yıllık kontratlarda “teslimat güvenliğini” en öncelikli kriter olarak görüyor ve bu durum ABD gazını yalnızca bir emtia değil, jeopolitik bir sigorta poliçesi olarak konumlandırıyor.
AB ülkeleri ise 2028-29 döneminde ABD’den toplam 750 milyar dolarlık enerji satın alımı taahhüdünde bulundu. Bu tablonun bir sonucu olarak, küresel enerji dengesi giderek ABD ağırlıklı bir yaklaşım içinde şekilleniyor. Ancak yeni gelişmeler beraberinde riskleri de getiriyor: Benzin fiyatlarının galon başına dört dolar sınırını aşması, kasım ayındaki ara seçimler öncesi siyasi ve ekonomik istikrar konusunda kaygıları artırıyor. Trump yönetiminin enerji regülasyonlarını gevşetmesiyle üretimin artması hedeflenirken, yaşam maliyetlerindeki baskı hala bütçeleri zorluyor.
