Dolar endeksi, enerji arzı konusunda artan endişeler ve enflasyon riskleriyle başa çıkmak için merkez bankalarının daha temkinli hareket etmesi yönündeki beklentileri güçlendiren küresel gelişmelerin etkisiyle yükselişe geçti. Orta Doğu’daki kriz dinamikleri, enerji piyasalarını sarsarken yatırımcıları güvenli liman tercihlerine itiyor ve dolara olan talebi arttırıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı olası operasyonları ile İran’ın vereceği karşılıklar, jeopolitik riskleri artırarak dolara olan talebi belirgin biçimde destekledi. Bu durum, enerji maliyetlerinde yükselişe ve küresel enflasyon baskılarında artışa yol açarken, merkezi bankaların politika adımlarında daha temkinli bir duruş sergilemesini güçlendirdi.
Geçen ay itibarıyla dolar endeksi 100 seviyesini gördü ve bu durum, yılın ilk çeyreğinde görülen %1,43 büyümeyle 2024 son çeyreğine kıyasla daha güçlü bir performansın işareti oldu. Bu süreçte avro/dolar, yılın ilk çeyreğinde %1,7 düşüşle 1,1554’e geriledi; dolar/İsviçre frangı %0,8 artışla 0,799; dolar/yen ise %1,2 yükselişle 158,8 seviyelerine çıktı. Avro/dolar 1,1411 ile Ağustos 2025’ten bu yana en düşük seviyeye inerken, dolar/yen Temmuz 2024’ten bu yana ilk kez 160 seviyesinin üzerine çıktı.
Raporlar 2025 içinde dolar endeksinin %9,4 değer kaybettiğini gösterse de kısa vadede Orta Doğu’daki gerilimin yeniden yükselmesiyle doların güçlenebileceği öngörüleri mevcuttur. Piyasa katılımcıları, kriz dönemlerinde likidite yönünün ön planda olduğunu ve bu durumun doların güvenli liman rolünü desteklediğini belirtmektedir.
Foley, küresel tedarik zincirlerinde dolara olan talebin kriz anlarında yoğunlaştığını ve geçen yılın nisandan itibaren uzun vadeli dolar pozisyonlarının açılmasında isteksizlik olduğunu, bunun kısa vadede dolara dönüşü hızlandırdığını ifade etti. Ayrıca, Orta Doğu’daki gerilimin artmasıyla doların değer kazanabileceğini öne sürdü. Kriz risklerinin yükselmesi, yatırımcıları dolar varlıklarına yönlendirmeye devam ederken, enerji piyasalarındaki volatilitenin enflasyon baskılarını desteklediği ve merkez bankalarının politika tutumlarını sıkılaştırıcı yönde etkilediği görülüyor.
