Yaşar, sürecin sadece yapı güvenliğini değil, finansal dayanıklılığı da aynı derecede kritik kıldığını vurguladı. Afet sonrası yeniden hayata geçişte yalnızca fiziksel inşa değil, insanların ve işletmelerin yeniden ayakları üzerinde durabilmesi için gereken finansal desteklerin hayati olduğunu belirtti. Bu desteğin temel mekanizması olarak ise sigortanın kilit rol oynadığını ifade etti. Depremlerin toplam ekonomik etkisinin yaklaşık 103 milyar dolar seviyesinde belirlendiğini paylaşan Yaşar, DASK ve sigorta şirketleriyle birlikte yaklaşık 5 milyar dolarlık tazminat ödemesi yapıldığını dile getirdi. Bu durum, sigorta sisteminin afetten sonra en hızlı nakit akışını sağlayarak vatandaşın ve işletmelerin toparlanmasına kritik katkı sunduğunu gösterdi.
Sektörün dayanıklılığı Yaşar, 6 Şubat sonrası sigorta sektörünün güçlü reasürans korumaları, dijital hasar altyapıları ve kesintisiz operasyon kapasitesi sayesinde ciddi bir stres testinden başarıyla çıktığını kaydetti. Hasarların hızlı tespit edilmesi, ödemelerin gecikmeden gerçekleştirilmesi ve operasyonların kesintiye uğramaması, bu sürecin belirleyici unsurları oldu. Kamu bütçesine ek yük bindirmeden yönetilen bu tablo, sigorta sisteminin Türkiye ekonomisi için stratejik bir güvence olduğunu göstermektedir. Risk, sigortasızlık Yaşar, ekonomik kaybın büyük kısmının hâlâ sigorta koruması dışında kaldığını, yani korunma açığının belirleyici bir gerçek olduğunu belirtti. Türkiye’nin deprem riskiyle karşı karşıya olduğunda en önemli değerin sigortasızlık değil, sigortalı koruma olduğunu vurguladı.
Depremlerle birlikte sigortanın gerçek işlevinin daha net anlaşıldığını söyleyen Yaşar, sigortanın üretimin sürmesini sağladığını, işletmelerin kapanmasını önlediğini, istihdamı koruduğunu, kamunun mali yükünü azalttığını ve toparlanma sürecini hızlandırdığını ifade etti. Sigorta, yalnızca hasarı ödemek yerine ekonomik sürekliliğin altyapısını oluşturan bir güvenlik mekanizması olarak görülmelidir.
