Leyla, eşini Taliban’ın karanlık gölgesinde kaybetmiş bir anne olarak, tek çocuğu Omid’i aramak üzere tehlikeli bir yolculuğa sürüklenir. Bu süreçte karşısına çıkan Azad adlı genç oğlanla kurulan bağ ve evindeki Zabur’un hikâyesi, izleyiciyi iki paralel dünyanın kurduğu ince bir gerilimin içine çeker. Duygusal ve toplumsal açıdan çalkantılı bir atmosfer içinde, kuralın yarattığı güvenliğin ötesine geçerek kadını ve çocuğu merkezine alan bir anlatı yükselir. Kural’la “Cinema Jazireh” üzerinden konuşulanlar, bu hikâyeye ayna tutar ve filmin derinlikli tartışmalarını pekiştirir.
– Neden Afganistan? Genç yaşta gittiğim bu coğrafya bana dünya üzerindeki kırılganlığı ve adaletsizliği gösterdi. Afganistan, çoğu zaman gözlerden ırak kalsa da “dünyanın sonu” gibi bir deneyimi barındırır; bu nedenle bu bölgeden anlatı kurmak, evrensel sorulara işaret etmek açısından elzem oldu. Ancak film, yalnızca bu bölgeyle sınırlı kalmayıp küresel mesajlar taşır ve her yerde karşılaşılabilecek çatışmaları işler.
– İki hikâye arasındaki geçiş nasıl kuruldu? Başlangıçta Leyla ve Zabur’un bireysel dünyaları vardı. Ancak senaryonun son aşamasında, paralel iki hikâyenin birleşmesi daha anlamlı görüldü. İlk anda mekân belirsiz ve sade görünürken, ilerleyen dakikalarda renkler ve sesler çoğalır; bu geçiş, izleyiciyi bir hayalet kasabanın farklı gerçeklikleriyle yüzleştirir. Bu deneyim, sinemanın metaforik kapasitesini güçlendiren önemli bir dönemeçti.
– Zabur ve Leyla arasındaki annelik kavgası nasıl büyüyor? Zabur karakteri, toplumsal ihmalin ve istenmemenin yükünü taşıyan çok katmanlı bir figür olarak inşa edildi. Şiddetin görünümlerini yaşamış bir kadın ve bu durumun mirasını taşıyan bir anne olarak Zabur, kendi iç çelişkileriyle mücadele eder. Leyla ise net amacıyla hareket eden bir karakter olarak kurgulanır; değişim, onun için bilinçli bir karar süreciyle ilerler. Bu iki kişinin yolculuğu, karakter odaklı bir dönüşümün ana eksenini oluşturur.
– Filmin bir diğer önemli unsuru olan bir erkek figürü neden göze çarpar? Sencer, Zabur ile Leyla arasındaki gerilimi dengelerken, Leyla’nın kendi yolunu bulması için gerekli olan bağımsızlığı sağlayan bir referans noktasıdır. Oyunculuk ve dramaturji açısından bu karakter, kadının güçlenmesini vurgulayan bir kilit unsurudur. Yalnızca tek taraflı bir kurtuluş değil, iki kişinin eşit yürüyüşünü hedefleyen bir mesaj verir.
– Gerçeklik ve kurgu arasındaki ince sınır nedir? Hikâyedeki olayların çoğu, gerçek hayattan beslenen sahnelerle doludur. Metaforik bir mekân olan Cinema Jazireh, gerçeklikten tamamen kopuk olmayan bir arka plan sunar; bu mekan, dünyanın farklı köşelerindeki benzer deneyimleri temsil eder ve sahnelerin duygusal etkisini güçlendirir. Gerçeklik ile kurgu arasındaki çizgi çoğu zaman iç içe geçer; bazı anlar insanı gerçekten tüyler ürpertir.
– Dünyanın sonu ve umudun savunusu Bu çalışma, çoğunlukla Afganistan ve Türkiye arasındaki dinamikler üzerinden bir umut mesajı iletmeyi amaçlar. Kendimi iyi bir anne olarak mı görürüm sorusu, aslında bir erkeğin ya da toplumun onayıyla değil, barınma ve temel ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgilidir. Şiddetin ve baskının yoğun olduğu koşullarda bile, umudu ve onuru kaybetmemenin önemi vurgulanır. Kaybedilmesi gereken tek şey umutsuzluk olmalı değildir. Ancak bunun için acil ve gerçekçi adımlar atılması gereklidir: birbirimize bakmak, ayrıştırıcı söylemleri bir kenara bırakmak ve dayanışmayı güçlendirmek. Bu kolektif çaba, karanlık günlerde bile birlikte yürüyebilmenin mümkün olduğuna dair inancı pekiştirir.
– Ne yapılmalı? İlk adım olarak birbirimizin varlığını kabul etmek ve hemen harekete geçmek esastır. Farklılıklar bizi bölebilir, ancak ortak değerler üzerinde birleşmek, karanlığı yırtan en güçlü güç olacak. Bu süreçte, yüzleşmelerden kaçmadan, hoşgörü ve diyalog zeminlerini savunmak gerekir. Sonuç olarak, toplumsal dayanışma ile umut yeniden inşa edilebilir; bunun için gerekli olan adımlar ivedilikle atılmalıdır.
