İstanbul’un Büyükada’sında 12 Haziran 1910’da doğan Füreya Koral, ailesi ve çevresiyle şekillenen sanatsal bir yolculuğa çıktı. Teyzeleri Fahrünnisa Zeyd ve Aliye Berger ile halanın oğlu olan Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın etkisi, genç yaşlarda kendini sanatla buluşturmasını sağlamıştır. Notre Dame de Sion’daki lise eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne adım attı. Aynı dönemde, ileride keman virtüözü olarak adını duyuracak Prof. Charles Berger’den özel dersler aldı ve bu süreç, mesleki ufkunu genişletmesine yardımcı oldu.
İlk evliliğini 1930’da kısa süren bir birliktelikle, ardından 1935’te milletvekili Kılıç Ali ile yaptığı ikinci evlilikle Ankara’ya taşınan Koral, Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın çevresindeki isimlerle tanışma fırsatı buldu. Füreya Koral ve eşi, Atatürk’ün vefatına dek onun yakın çevresinde yer aldı ve 1939’da İstanbul’a dönüşle birlikte sanat yaşamını derinleştirdi. 1940-1944 yıllarında müzik eleştirileri kaleme alırken çeviriler de yapan sanatçı, 1945’te verem teşhisiyle sağlık sorunları yaşamaya başladı. 1947’de İsviçre Leysin’de bir sanatoryuma yatırıldı.
Tezinin ve teyzesi Fahrünnisa Zeyd’in desteğiyle sanat hayatında bir dönüm noktası yaşandı. Londra’da yaşayan teyzesi tarafından gönderilen materyaller, Koral’ın ilk seramik deneyimlerini başlatırken, Paris’te özel bir atölyede çalışmalarını ilerletmesini sağladı. 1951’de ilk kişisel sergisini Paris’te açıp Türkiye’ye döndüğünde eserlerini İstanbul’daki Maya Sanat Galerisi’nde görücüye çıkardı. Aynı yıl Fransa’da elde ettiği deneyimler, Türkiye’de seramik üretimini derinleştirme kararıyla birleşti ve Paris’te yaptırdığı özel seramik fırını İstanbul’a getirildi. Sağlığına yeniden odaklanan sanatçı, Paris’e yeniden gidip ameliyat olmasına rağmen Türkiye’ye kesin dönüş yaptı ve bu dönemde eşi Kılıç Ali’den seramik çalışmalarını sürdürmesini talep eden baskıyı kırdı.
1954’te Şakir Paşa Apartmanı’ndaki özel atölyesi, 20 yıl boyunca üretimin merkezi hâline geldi. Bu mekân, Ayda Arel, Alev Ebuzziya, Leyla Sayar, Candeğer Furtun ve Jale Yılmabaşar gibi genç seramik sanatçıları için adeta buluşma noktası oldu. Türkiye’nin profesyonel anlamda ilk kadın seramik sanatçısı kimliğiyle öne çıkan Koral, seramiği mimari bir öğe olarak kullanma konusundaki öncü tavrıyla sanat tarihinde iz bıraktı. Kariyeri boyunca yurt içi ve dışında pek çok sergiye katılan sanatçı, 1955’te Cannes Milletlerarası Sergisi’nde gümüş, 1962’de Prag Milletlerarası Sergisi’nde altın madalya kazandı. 1967’de İstanbul’da gümüş madalya, Washington Smithson Enstitüsü’nde ödül ve Fransa’daki Vallauris Bienali’nde onur diplomasını aldı. 1981’de Kültür Bakanlığı Özel Ödülü ile 1986’da Sedat Simavi Vakfı Plastik Sanatlar Ödülü’nü kazandı.
Esasında Anadolu’nun sesini taşıyan bir estetik olan Füreya Koral, soyuttan somuta uzanan bir yaklaşımı benimsedi ve Anadolu kültürünün zengin mirasından beslenen bir anlatım dili geliştirdi. Mimariyle seramiği bir araya getirdiği çalışmalarıyla 1963’te Ankara Ulus Çarşısı ve İstanbul’daki Manifaturacılar Çarşısı, 1966’da Ziraat Bankası ve 1969’da Divan Oteli gibi mekânlarda büyük ölçekli panolar üretti. Günlük kullanıma yönelik ürünler olan vazolar ve tabaklar da tasarladı.
Hayatı, yazar Ayşe Kulin tarafından “Füreya” romanında da tasvir edilmiştir. Füreya Koral, 25 Ağustos 1997’de İstanbul’da vefat etti ve arkasında, seramiksellikte bir Milletlerarası birikim bıraktı.
