Bir yazar-ressam ve sinemacı olarak Tayfun Pirselimoğlu’nun yeni filmi İdea üzerinde düşünürken, dünyaya ve gerçekliğe ilişkin bakış açımızı sarsan bir duruş görüyoruz. Uçlardan beslenen bir bakış açısı, aşırılıklarda telef olmak gerekliliği fikriyle yeniden ortaya konuyor ve bu düşünce, Pirselimoğlu’nun sinemasını besleyen temel dinamiklerden biri haline geliyor. Onun anlatı biçimi, tuhaf zamanların olgularını ve olaylarını ortaya koyarken, bu tuhaflıkları romanlara, resimlere ve beyazperdeye taşıyan özgün bir dil olarak dikkat çekiyor. Görüntünün gerçeklikle olan ilişkisinde yansıttığı yaklaşım, sıradan insanların trajedileriyle birleşiyor ve bu insanlar—ölüm, vicdan, ötekileşme, yalnızlık ve kimlik arayışları gibi kavramlar üzerinden—karanlık, izbe ve tedirgin edici mekânların gölgesinde biçim kazanıyor.
İdea özelinde Pirselimoğlu’nun gerçeklikten daha gerçek bir dünya yaratma çabası, distopik ve alegorik bir anlatımla kendini gösteriyor. Şehrin uzağında, karanlık bir villada bekçi olarak çalışan ve bir otobüse bindiğinde kapaklarında İdea yazılı bir kitabı incelerken suçla itham edilen Kemal’in hikâyesi, karanlık güçler tarafından sorgulanırken bile anlamını yitirmemiş bir varoluş krizini gözler önüne seriyor. Böylelikle izleyici, hiper-gerçeklik ile gerçeklik arasındaki sınırları sorgularken kendi yaşamında benzer belirsizliklerle karşılaşma ihtimalini de içselleştiriyor.
‘Anlaşılmayan Hacimde Yaşamak’ temasını Atlas Sineması’ndaki ekip katılımlı söyleşide öne çıkan Pirselimoğlu, günümüzün anlamsal yükünü ve hakikatin tanımlanışsızlığını merkeze alıyor. İnsanların bu şaşırtıcı ve çoğu zaman akıl dışı akışa nasıl adapte olduklarını ve yaşadıklarını, yazılarında ve perde üzerinde ifşa ederek, izleyiciyi hakikatin değişen yüzüne dair düşünmeye davet ediyor. Pirselimoğlu için bu yol, sadece bir filmden ibaret olmayıp, gerçeklik kavramının yeniden şekillenmesi üzerine kurulu bir serüven olarak kalıyor.
İdea’nın sinema salonlarına ulaşacağı gün, izleyici ile buluşacak olan bu eser, görsel şiir niteliğini koruyor ve izleyiciye, dokunmanın, işitmenin ve konuşmanın sınırlarını hatırlatıyor. Filme katılım ve söyleşilerle zenginleşen deneyim, 7 Aralık saat 16.30’da Ankara Büyülü Fener Kızılay’da sinemaseverlerle buluşacak.
