Sınırı Gökyüzü Olan Atölye: Haluk Akakçe Vakfı’nın Ziyarete Açılan Son Yılları

siniri-gokyuzu-olan-atolye-haluk-akakce-vakfinin-ziyarete-acilan-son-yillari-zKDCU7uu.jpg

Haluk Akakçe’nin mekânı, yalnızca bir çalışma alanı değildir; onun yaşamı ve sanatına dair bir kayıt defteri niteliğini taşır. SM Sanat’ın kurucuları Şengül ve Metehan Oğuz’un özenli dokunuşlarıyla açılan bu mekân, ölümünün ikinci yıl dönümünde yeniden gözler önüne serilerek, ziyaretçilere sanatçının hayal gücünü ve üretim enerjisini yakından hissettirme amacı taşır. Her obje, her renk ve her fırça darbesi, Akakçe’nin dünyayla kurduğu şiirsel bağı hatırlatır; bu bağ, sanatçının iç dünyasını kameralı bir hareketle dışa vurur.

İlk adımda evin girişinde sanatçı kendini tanıtır: “Burası benim evim ve benim kurallarım geçer.” Merdivenlerden yukarı çıkarken buz patenleriyle süslü korkuluklar, onun daima hayata taşıdığı anıların bir anıtı gibidir. Yine her ev gibi bu mekân da, yurtdışından getirilen bu patenlerle anının sarsılmaz hattını çizer.

Geceyi karşılayan bir gösterim odası ile karşılaşırsınız. Burada Akakçe’nin ABD ve Türkiye’de yankı bulan dijital üretimleriyle buluşuruz; özellikle “Sky is the Limit” videosu, sanatçının 2006’da Las Vegas’taki dev LED ekranında gerçekleştirdiği küresel bir projeyi anımsatır. O dönemde, şehrin siluetine yansıyan ışıklar ve sesler, bir Türk sanatçısının dünya sahnesine çıkışını simgeleyen önemli bir dönemeç olarak kayda geçer.

İkinci kat, sağda terzihane ve solda renkli çalışmalarla dolu bir galeriyi andırır. Burada, 2023’ün zorlu yıllarını ve o döneme ait yeni üretimleriyle karşılaşırsınız. Duvara resmedilmiş Akakçe’nin evden taşıdığı bir tablo, çerçevelerle korunmuş hâliyle ziyaretçilerin karşısındadır. Şaşmamak gerekir ki, sanatçı evi adeta bir sanat eserine dönüştürmüş; duvarlar, kapılar ve hatta asansör kapıları bile onun müdahalesiyle biçim kazanmıştır. Terzihane, onun moda dünyasına yaptığı müdahalelerin ve tasarımlarının kapısını aralar.

Hayvan sevgisi, Akakçe’nin üretiminin bir parçası olarak daima belirginleşmiştir. Kurtarıp beslediği köpekler ve ahtapot-temsilîleri, resimlerinde ve mekânında kendine özel bir yer edinir. Megatron’un ise en üst kata asılı bir portresi, sanatçının yaratım alanlarının zenginliğini simgeler. Üçüncü ve son katta ise aynalarla kaplı bir oda bulunur; burada insan ve mekân arasındaki ilişki, dikkat çekici bir şekilde yansır. Yatak odasında ise modifiye ettiği kıyafetler ve yanında taşıdığı kalıcı bir eserin varlığı, Akakçe’nin hayatındaki eksiklerin ve kayıpların ağırlığını taşır.

Yaşamla sanat arasındaki sınırların nasıl bulanıklaştığını görebileceğiniz bu mekân, yalnızca bir depo değildir; aynı zamanda bir anı ve bir vizyon anlatısıdır. Evi, bir sanat eserine dönüştüren Akakçe’nin izleri, ziyaretçilere onun düşünce dünyasına adım atma fırsatı sunar.

Exit mobile version