Günümüz dünyasında toplumsal ve politik ortak hislerin ne olabileceği sorusu, çoğumuzun aklında belirsizliklerle sınırlı bir yer tutuyor. Pera Müzesi, dün düzenlediği basın toplantısında bu belirsizliğe karşılık gelecek iki yeni sergiyle sanatseverleri selamladı. 20. yıla özel seçkilerden biri olan Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar, Ulya Soley küratörlüğünde ziyaretçileri ortak duyguların üretildiği bir mekanda buluşturuyor. Bu geniş koleksiyon, 1930’lardan bugüne uzanan birikimi güncel bir bakışla ele alırken, “duvarları olmayan müze” kavramını da yeniden düşünmeye davet ediyor.
Küratör Ulya Soley bu sergiyi şöyle özetliyor: Ortak Duygular, sanat kurumlarının yalnızca geçmişi saklayan yapılar olmadığını, günümüzün duygusal ve politik ağlarını kuran ve dönüştüren alanlar olarak işlev görebileceğini gösteren bir çağrı. Ziyaretçiler arasında dolaşan ortak duygular, mekânı paylaşanlar arasında cansız objelerden daha fazlasını, bir temas ve etkileşim zemini kuruyor.
Sergide eser üreten isimler arasında Larry Achiampong, Laura Aldridge, Ed Atkins, Sonia Boyce, Jake & Dinos Chapman, Eileen Cooper, Tony Cragg, Tracey Emin, Jane England, Cerith Wyn Evans, Graham Fagen, Lucian Freud, Anya Gallaccio, Gilbert & George, Richard Hamilton, Lubaina Himid, Damien Hirst, David Hockney, Michael Landy, Delaine Le Bas, Sarah Lucas, Kate Malone, Chris Ofili, Marc Quinn, Raqib Shaw, Wolfgang Tillmans, Suzanne Treister, Bedwyr Williams ve Madame Yevonde yer alıyor. Eserler, üç ana tema altında bir araya geliyor: Özeni Korumak, Tanıdık Yüzler, Hayali Gelecek. Son tema, geleceğe dair spekülatif bir düşünme alanı kurarken, Bedwyr Williams’ın zamanlararası bir elçiyi konu edinen videosu ve Tillmans’ın Concorde görselleri gibi çalışmalar, 18 Ocak’a kadar görülebilir durumunda izleyiciyle buluşuyor. İKİ YOLCULUK, BİR SERGİ ifadesiyle Müze’nin diğer yeni sergisi olan Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize tarışmasıyla birleşerek farklı bir estetik ve düşünsel boyut sunuyor.
Bir başka yönden ise Sergi, camı doğa, tarih ve toplumsal bellekle kurduğu bağla ele almaya odaklanıyor. Jungnelius’un pratiğini Elif Kamışlı’nın küratörlüğünde bir araya getirdiği bu sergi, camı yalnızca bir malzeme olarak değil, doğa ile kültür arasında köprü kuran bir ifade olarak inceliyor. Gözleri kamaştıran kırılganlık ile taşın dayanıklılığını yan yana getiren üretimler dikkat çekiyor.
NEMRUT… Bu serginin çerçevesini oluşturan iki yolculuktan ilki, Nemrut Gölü kıyılarından Kars’a uzanan bir keşif—lavın yeryüzüne çıkıp soğumasıyla oluşan obsidyen kaynağına doğru. Üç bölgeden toplanan taşlar, Jungnelius’un zamana yayılan üretim dilinin bir parçası haline geliyor. İkinci rota ise Şişecam’ın Denizli’deki el yapımı cam fabrikasıyla ilgili yolculuk. Bu süreçte dört eser, ustaların son dokunuşlarını verme anını yansıtıyor; cam, fırın ve eller arasındaki koordinasyonla yeni formlara bürünüyor.
