Bir eczanenin kapısı aralandığında, sıradan bir anın ötesine uzanan bir tarih fısıldar. Sinem Us’un Eczanedeki Kırmızı Dolap adlı eseri, Melih Yıldız editörlüğünde Remzi Kitabevi tarafından yayımlanır ve okuru, bu kapının ardında saklı olan hayatlar ve hatıralarla karşılaştırır. İstanbul’un işgal günlerinde Eminönü’nde, kırmızıya boyanmış bir dolabın ardında toplanan direnişçiler ve genç bir eczacı olan Hüseyin Hüsnü Arsan, ilaç şişelerinin gölgesinde Anadolu’ya haber taşır; bu küçük hareket, direnişin büyük haritasını çizer.
Bu dolap yalnızca zehir şişelerinin uyarısıyla sınırlı değildir; o, saklı örgütlerin cesaretine açılan bir geçittir. Sinem Us, mesleğini titizlikle kurduğu bir edebiyat disipliniyle birleştirerek bu dolabı, hafızanın unutulmuş raflarına doğru açılan bir kapıya dönüştürür.
Kitap, sadece eczacılığın tarihini aktarmakla kalmaz; Dioscorides’in Anadolu bitkilerinde aradığı şifa arayışını Yaşar Kemal’in toprakla yoğrulmuş anlatılarıyla buluşturur. Nâzım Hikmet’in umut taşıyan dizeleri, Muhsin Ertuğrul’un broşürde beliren satırları ve Van Gogh’un köklerinden Red Kit’in macerasına uzanan izler, eczane raflarını adeta bir kültür atlasına dönüştürür. Her satır, geçmişle bugün arasında kurulan bir köprü olarak belirir ve okuyucuyu bu köprüden yürümeye çağırır.
Belgesel bir arşivden öyküye dönüşen bu çalışma, çoğu kez birçok isim ve anekdotla öne çıkar; bu yüzden okuyucu zaman zaman yorulabilir. Ancak bu, eserin doğasının ayrılmaz bir parçasıdır: Bir eczanenin raflarında gezinmek, her şişede yeni bir tat, yeni bir koku ve yeni bir hafıza keşfetmektir. Bu keşifler, hatırlamanın kendisinin şifa olduğuna dair bir farkındalık doğurur.
Eczanedeki Kırmızı Dolap, direnişin ve kültür tarihinin yalnızca meslekle sınırlı olmadığını hatırlatır. Kapak aralandığında, unutulmuş kahramanlar ve belleğin saklı rafları sanatla yeniden görünür hale gelir. Bu eser, ilaçların ötesinde, hafızanın kendisini sunar ve okuyucuyu, geçmişin izlerini sürmeye çağırır.
