Antakya’nın Tarihsel Dokusu Teşhiri: Tarihe Yönelik Yıkım ve Kepçe Darbesi Üzerine İçgörü

antakyanin-tarihsel-dokusu-teshiri-tarihe-yonelik-yikim-ve-kepce-darbesi-uzerine-icgoru-IW3WghTU.jpg

Yaşanan deprem sonrası Antakya’nın tarihi merkezinde yıkım ve temizleme süreçleri hakkında uzmanlar arasında hararetli tartışmalar sürüyor. Gece operasyonlarıyla birçok yapı tek tek temizlendiği iddiaları, kentte Avlu konutları ve uzun yıllara dayanan mimari dokuyu hatırlatan pek çok yapının durumunu yeniden gündeme taşıyor. İlk etapta yıkıldığı ifade edilen yapıların arasında Mahallem Otel, Barudi Cafe, Kavinn Otel, Avlu Restaurant, Müzeyyen Restaurant ve Çiçekli Konak Butik Otel gibi isimler öne çıkıyor; ancak Asi Nehri’nin Saray Caddesi yönündeki ayakta kalan bazı yapılar depremin ağır etkisiyle artık varlığını sürdüremedi.

Antakya Kentsel Sit Girişimi’nin kaleme aldığı açık mektup ise bu kararların, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Antakya ziyareti öncesinde çevreyi daha düzenli görmek adına yürütüldüğünü belirtiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Genel Müdürlüğü’nün birlikte hareket ettiği iddialarıyla, harap görünen tüm yapıların kaldırılması yönünde bir irade olduğu ifade ediliyor. Bu süreç, kentteki ağır tahribatla birlikte, avlulu konut dokusunu oluşturan sokakların, duvarların yıkımıyla girdap etkisi yaratıyor.

“Antakya’yı Antakya yapan en az 150 yıllık tarihi doku, ağır hasar almıştı; fakat hâlâ ayağa kalkabilecek pek çok orta hasarlı yapı bulunuyor” diyen uzmanlar, 2023’ün Haziran ayında Bakanlık yöneticilerinin kararlı adımlarıyla evlerin çoğunun sanat eseri niteliğindeki ahşap ve taş elemanlarının ayıklanmasına izin verilmeden,şiddetli itirazlara rağmen kepçelerle yok sayıldığını hatırlatıyorlar. Zamanla geriye kalan az sayıdaki orta hasarlı konutun yıkımdan kurtarıldığına işaret edilirken, o süreçte yeni konut alanlarına odaklanan planlamaların, tarihi dokunun rehabilitasyonuna gereken bütçeyi ayırmadığı vurgulanıyor.

Bu zorlu süreçte, restorasyonun yalnızca yeni yapı çıkarmak değil, mevcut malzemeyi olduğu yerde kullanarak dikkatli ve titiz bir şekilde ilerlemek gerektiği eğilimi güç kazanıyor. Tarihi dokunun kırılgan izlerini “mıntıka temizliği” ile temizlemek yerine, onları koruyup yaşatmanın daha kalıcı bir yol olduğuna inanan uzmanlar, hızlı ve hoyratça yapılan temizlemenin daha fazla yapıya zarar vereceğini savunuyorlar. “Ayakta tutulması şart!” şeklinde vurgulanan düşünce, Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın açıklamalarında da öne çıkıyor.

Ahunbay, statik olarak kötü durumda olan yapıların en son çare olarak yıkılabileceğini belirterek, şu sözlerle konunun ciddiyetini özetliyor: “Bir cami örneğinde bile duvarlar yerindeyken, mühendisler yıkılmasını önermek zorunda kaldılar. Ancak bizim görevimiz, tarihi dokuyu ayakta tutmak ve bunu mümkün kılmak için tüm çalışmaları değerlendirmektir. Bu karar bir mühendisin tek başına alabileceği bir mesele değildir; çünkü söz konusu olan bizim tarihsel belleğimizdir.” Bu bağlamda, karar süreçlerinde mühendislik profesyonellerinin yanında yerel halkın ve uzmanların görüşlerine başvurulması talebi, tartışmanın omurgasını oluşturuyor.

Exit mobile version