Alzheimer’dan Korunmada En Etkili Yol: Fiziksel Aktivite ve Sosyal Yaşamla Bütünleşen Koruyucu Bir Yaşam Biçimi

alzheimerdan-korunmada-en-etkili-yol-fiziksel-aktivite-ve-sosyal-yasamla-butunlesen-koruyucu-bir-yasam-bicimi-MSDJjB29.jpg

Günlük yaşamda demans tanılarını etkileyen küresel bir gerçek var: her 3 saniyede bir yeni bir kişi bu hastalığın pençesine düşüyor; bu vakaların büyük çoğunluğunu ise Alzheimer hastalığı oluşturuyor. DSÖ’nün 2024 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 55 milyon kişi demansla yaşıyor ve bunların %60–%70’i Alzheimer olarak tanımlanıyor. Türkiye’de ise bu hastalıkla mücadele edenlerin sayısı 600 binden fazladır ve hastaların çoğunluğunu kadınlar oluşturur. Uzmanlar, yaşlanan nüfus nedeniyle hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer vakalarının hızla artacağını öngörüyor.

Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç, risk faktörlerini tek bir nedene bağlamamanın önemine dikkat çekiyor. “Gelişen yaş, genetik yatkınlık, düşük eğitim düzeyi, hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezite gibi etkenler bir arada düşüneildiğinde Alzheimer’ın ortaya çıkışında tek başına bir neden göstermek mümkün değildir. Yaşam tarzı ve çevresel koşullar bu zeminde hastalığın başlamasını hızlandırabilir veya geciktirebilir.”

Korunmada en etkili yöntemin aktif bir yaşam tarzı olduğuna vurgu yapan Bilgiç, “Fiziksel aktivite en temel unsurdur. Yürüyüş, yüzme, bisiklet ve dans gibi aerobik hareketler damar sağlığını güçlendirir, beyin için daha fazla kan akışı sağlar ve diyabet ile tansiyon risklerini azaltır. Bilimsel olarak haftalık en az 150 dakikalık orta tempo egzersizinin alt sınır olduğu önerilir.”

Sosyal etkileşimin fiziksel aktivite kadar önemli olduğu üzerinde duran Bilgiç, “İnsanın zihni, ilişkilerle güçlenir. Dostlarla vakit geçirmek, topluluklarda bulunmak ve gönüllü çalışmalar beynin sürekli uyarılmasını sağlar. Sosyal izolasyon demans için ciddi bir risk oluştururken, canlı bir sosyal yaşam koruyucu işlev görür.”

‘KADINLARDA DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR’ Kadınlarda Alzheimer’ın daha sık görüldüğü yönündeki gözlemler nedenleriyle birlikte ele alınmalı. “Daha uzun yaşam süresi ve menopoz sonrası östrojen azalması gibi biyolojik faktörler bu riski artırır. Ancak toplum yapısı da rol oynar: Türkiye gibi ülkelerde kadınlar, tarihsel ve sosyal nedenlerle daha düşük eğitim ve daha az sosyal katılım fırsatlarına sahip olabilir. Bu durum bilişsel rezervlerin düşmesine yol açar ve riskleri artırır. Alzheimer sadece biyolojik değil, toplumsal bir adalet meselesi olarak da görülmelidir.”

‘AKDENİZ TİPİ DİYETLE BESLENİN’ Zihinsel ve entelektüel uğraşların beyin için egzersiz niteliğinde olduğunu ifade eden Bilgiç, bulmaca çözmek, satranç oynamak veya yeni bir dil öğrenmek gibi faaliyetlerin zihinsel esnekliği yükselttiğini belirtiyor. Okuma, yazma ve kültürel etkinlikler de bilişsel rezervi güçlendirir ve bu rezerv, Alzheimer’ın başlangıcını geciktirebilir ya da hastalığın hızını azaltabilir.

Beslenme konusuna değinen Bilgiç, Akdeniz tipi diyetin beyin sağlığına olumlu etkilerini birçok çalışma ortaya koymuştur der. Bol sebze, yeşillikler, tam tahıllar, baklagiller, balık, kuruyemiş ve zeytinyağı tüketiminin artması, kırmızı ve işlenmiş etler ile şekerden uzak durmak zihinsel gerilemeyi yavaşlatır. Tabakta sebzelerin ve bitkisel gıdaların payını artırmak, ayrıca zeytinyağını ana yağ olarak tercih etmek basit ama etkili adımlar olarak öne çıkar.

DİKKATLE İZLENMELİ Yaşlılıkla başlayan depresyonun Alzheimer’ın erken belirtisi olabileceğini vurgulayan Bilgiç, “İlk işaret ilgi kaybı, isteksizlik ve motivasyon eksikliği olabilir. Bu nedenle yaşlılarda depresyon dikkatle izlenmeli ve gerektiğinde bilişsel değerlendirme yapılmalıdır.” ifadelerini paylaşıyor. Harvard’ın 75 yıllık araştırması, iyi sosyal ilişkilerin uzun yaşam ve beyin sağlığı için en güçlü göstergelerden olduğunu ortaya koyarken, University College London’daki Whitehall II çalışması da sosyal izolasyonun demans riskini artırdığını gösteriyor.

Exit mobile version